Merhaba,
Hepiniz hoş geldiniz.
Bugün Kadınların Eren Keskin’le Dayanışma Ağı olarak başlattığımız kampanyayı kamuoyuna duyurmak için buradayız.
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosunun kurucusu, Av. Eren Keskin “ordunun manevi şahsiyetine hakaret ettiği” gerekçesiyle hakkında açılan dava üzerine 10 ay hapis cezasına mahkum oldu. Eren Keskin’le Dayanışma Ağını oluşturan biz kadınlar bu karar karşısında bir taraf olduğumuzu ve Eren Keskin’in yanında yer aldığımızı beyan etmek için buradayız.
Basın toplantısına geçmeden önce, Eren Keskin’in açıklamalarına kaynaklık eden ve devlet kaynaklı cinsel şiddete maruz kalmış kadınlarla yapılmış kısa bir söyleşiyi izleyeceğiz. Bu söyleşi daha önce CNN TURK’te 32. Gün programında yayınlandı. Şimdi hep beraber izleyelim.
………………………..
İnsan hakları aktivisti ve Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu’nun kurucusu Av. Eren Keskin, 2002 yılında Almanya’da gerçekleşen “Kadın Hakları, İnsan Hakları mıdır?” başlıklı bir konferansa katıldı. Bu konferansta büroya başvuran 222 kadının tanıklığından yola çıkarak, devlet kaynaklı cinsel şiddetle ilgili çeşitli verileri kamuoyuyla paylaştı. Genelkurmay Başkanlığı ve Prof. Necla Arat, açıklamalarıyla “ordunun manevi şahsiyetine hakaret ettiği” gerekçesiyle Eren Keskin hakkında suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine açılan dava, 2006 Mart’ında Eren Keskin’in 10 ay hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandı. Mahkeme, hapis cezasını 6000 YTL para cezasına çevirdi. İfade özgürlüğü ihlal edilen Eren Keskin, bu para cezasını ödeyerek özgürlüğünü satın almayacağını açıkladı.
Kadınların Eren Keskin ile Dayanışma Ağı’nı oluşturan biz kadınlar, “Kadına yönelik şiddete son!” diyen herkesi mahkeme kararını protesto etmeye çağırıyoruz. Bu cezanın demokrasi, kadın ve insan haklarından yana olan herkese verildiğini düşünüyoruz. 222 kadının tanıklıkları ciddiye alınmalı ve failleri cezalandırılmalıdır.
Bizler, Türkiye’de ifade özgürlüğünü kısıtlayan veya engelleyen her türlü yasal düzenlemenin ve uygulamanın kaldırılmasını,
Kadına yönelik şiddeti açığa çıkaran her türlü çalışmanın önünün açılmasını,
Eren Keskin’in kurucusu olduğu proje çerçevesinde yürütülen çalışma sonuçlarının değerlendirilmesini, gözaltında cinsel taciz ve tecavüz suçunun faillerinin cezalandırılmasını ve kadınların mağduriyetlerin giderilmesini talep ediyor;
Yargıtay üyelerini kadın ve insan hakları, demokrasi ve ifade özgürlüğünden yana tavır almaya, ve Av. Eren Keskin’e verilen bu cezayı onaylamamaya çağırıyoruz.
Eren Keskin’e verilen desteği görünür kılmak ve kararın onaylanmaması için kamuoyu baskısı oluşturmak amacıyla bir kampanya başlattık. Bu kampanya çerçevesinde kampanya faaliyet metni, dava ile ilgili bilgileri, davanın basındaki seyrini ve ERen Keskin’in kurucusu olduğu çalışmanın bilgilerini bulabileceğiniz bir web sitesi kurduk.
Bu siteye www.erenkeskinedestek.org adresinden ulaşabilirsiniz. Kampanya iki koldan ilerliyor: Dilekçe kampanyası ve “Kadın ve İnsan Hakları için 1 YTL de Sen Ver!!!”. Dilekçe Kampanyası taleplerimizi içeriyor. Taleplerimizi içeren dilekçelere verilen imzalar Nisan ayı sonunda Adalet Bakanlığı’na teslim edilecek. Yurtiçi ve yurt dışından yüzlerce imza geliyor her gün. 1 hafta içerisinde 2000’in üzerinde imzaya ulaşmış durumdayız.
Kampanyanın diğer ayağını, “Kadın ve İnsan Hakları için 1 YTL de Sen Ver!!!” oluşturuyor. Eren Keskin ifade özgürlüğü için biçilen 6000 YTL’lik bedeli ödemeyeceğini açıkladı. Biz kadınlar bu kararı protesto etmek amacıyla, Eren Keskin’e destek veren herkesi “Kadın ve İnsan Hakları için 1 YTL de Sen Ver!!!” kampanyasına destek vermeye çağırıyoruz.
6000 kişiden toplayacağımız 1’er YTL’lik madeni bozuk paralar şeklinde ifade özgürlüğüne biçilen bedeli karşılamak üzere teslim edilecek. Ayrıca, mahkeme kararının açıklanmasının hemen ardından sadece kadınların üye olduğu bir e-group olan Kadın kurultayı içinde bir inisiyatif gelişti ve Eren Keskin’le dayanışma imzaları toplandı. Sayısı 300e ulaşan bu imzalara da web sitemiz üzerinden ulaşmak mümkün.
Ben kısaca kampanyayı tanıttım. Sözü Eren Keskin’e destek veren kadınlara veriyorum
Sultan (Barış Anaları İnisiyatifi):
Ez ji we re serîde dibejim hûn bi xêr xatin. Ez dayîkê aşîtî me. Nave min Sultan. Hevala me jî da xuya kirin, em bejîn welatekî sîvîl tune be, em bejîn gel tunebe, li iktîdarê eskerî hebe, tiştê wiha we bıqewimin .Welatekî ku esker li iqtîdarê be wê li wê welatê şer jî hebe. Cîhê ku şer hebe, piranîn jin û zarok zirar dibînîn. Ji bo ve avayî Eren Keskîn jî ferdekî ji van jinane. Eren Keskin mafê mirova diparêze. Kese kî ku mafê mirova diparêze, bo wê tiştên xerab ten fikirandin. Bo we jî em ve rewşê şermezar dikin. Em duxwazin ku, ev rew?a hanê bisekininin, ji bo Eren Keskîn, em Dayîken Aşîtî, wek jinekê, vek dayîkekê cem wene. Heta davîye emî piştgîrî bidin wê. Ji bo aşitî bê ve welatê, jin ger dest bidin hev, ku jin carekê din negrîn. Hesrê cavan rengê wan tune ye. Ne yên dayîkê Kurdan, ne yên Tirkan û ne ji yên dinyayê. Ez dixwazim ji bo Amed'e jî fikrên xwe bêjim. Erdoğan derket televizyonê, serokwezîrê devleteki ye, serî peşîyê jêra eyb bu. Tîştekî wiha got: "Em firqê naxin nav jin û zarokan. Bila dernekevin, bila paşê negrîn." Ji Amedê wextê ku gel derketibu kolana, hinek jin şibaqa da dinêherîn, polis û eskerê wê devletê ji wan re xeber didan. Yaşar Büyükanıt ji bo Ali Kaya digot 'Zarokekî baş e'. Ger ew zarokên baş bin we çaxê di we memleketê de ji tu kesî re rehetî tune...
Ji ber we yekê ger em tekoşinê bilind bikin. Bijî berxwedana jinan. Bijî aşîtî, Bijî biratî.
Konuşmanın Türkçe Çevirisi:
Öncelikle hepinize hoşgeldiniz diyorum. Benim adım Suzan. Barış Analarındanım. Gerçi arkadaşımız okudu her şeyi. Her şey ortada, açık. Bu ülkede eğer halk yoksa, sivil yoksa, iktidarda askeriye varsa sonuçlar da böyle olur. Bir ülkede eğer asker iktidardaysa, o ülkede savaş da vardır. Eğer bir ülkede savaş varsa en çok kadın ve çocuklar bundan zarar görür. Eren Keskin de bu kadınlardan birisidir. Bir de eğer insan hakları savunucusuysa, onun başına daha farklı şeyler de gelir. Bunun için de biz bu uygulamayı eleştiriyoruz. İstiyoruz ki bu uygulama hemen son bulsun. Biz de onun için bir kadın olarak, bir ana olarak, bir Barış Anaları İnisiyatifi üyesi olarak sonuna kadar Eren Keskin’in yanında olacağız. Savaş kadınları ve çocukları en çok vuruyor ve barış için kadınların bir araya gelmesi gerekiyor. Analar artık ağlamasın. Gözyaşlarımızın rengi farklı değildir. Bunun içinde birlikte mücadele etmeliyiz. Ayrıca Diyarbakır’daki olaylarla ilgili olarak da bir şeyler söylemek istiyorum. Erdoğan, devlet başkanının sözünü ben bir ayıp olarak değerlendiriyorum. Başbakan konuşmasında kadın ve çocuklar gözetilmeyecek demiş. Bunun için de tekrar eleştiriyorum. Diyarbakır’daki olaylarda pencereden bakan kadınlara gidip polisler tehdit ediyordu, ağza alınmayacak şeyler söylüyordu. Yaşar Büyükanıt Şemdinli’deki Ali Çavuş için ‘iyi çocuk’ tanımlamasını kullandı. Eğer onlar iyi çocuksa, demek ki, memlekette hiç birimize rahat yok. O yüzden de diyoruz ki, mücadele bizim, ‘yaşasın kadın dayanışması’, ‘yaşasın barış’.
Suna Parlak (Demokratik Özgür Kadın Hareketi):
Biraz önce izlediğimiz görüntülerden sonra aslında konuşmak çok zor. Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum. Eren Keskin’le sonuna kadar dayanışacağız. Burada görüntülere yansıyan dört kadının açıklamasıydı. Bu ülkede, yaklaşık son 30 yıldır çatışma ortamı var. 15 yıl da çok ciddi bir savaş yaşandı. Ve bu savaş ortamında en fazla kadın ve çocuklar zarar gördü. Kadınların çoğu ve milyonlarca insan göç ettirildi, yerlerinden yurtlarından ettirildi. Bunun dışında hemen hemen her gün evlere baskınlar yapıldı. Kadınlar gözaltına alındı. Bu görüntülere yansıyanlar bunun belki milyonda biri. Dolayısıyla bizim tüm bunları görünür kılmamız gerekiyor. Savaşı tartışmamız gerekiyor. Bu savaşta kadınların yaşadıklarını, onların sorunlarını görünür kılmamız gerekiyor. Yani biz eğer son 15 yılı tartışmaya açmazsak, o bölgede neler oldu, kadınların acıları nelerdi, diye kendi içimizde tartışma yaşamazsak bunların üstüne çok gidemeyiz diye düşünüyorum. En azından çok basit bir örnek vereyim. Son 4 yılda Diyarbakır’da, Van’da, Mardin’de, Urfa’da çok ciddi kadın kurumları talebi var ve kuruluyor. Yaklaşık 40’ a aşkın kadın kurumu kuruldu son 5 yıl içerisinde. Kadınların birinci talebi psikolojik destek. Yani oradaki kadınlar yoksulluk çekiyor, oradaki kadınlar her türlü felaketi yaşıyorlar. Ama bundan önce psikolojik desteğe ihtiyacımız var diyorlar. Neden psikolojik desteğe ihtiyaçları var? Demek ki savaş boyunca yaşadıkları, içlerine attıkları sorunlarla artık yüzleşmek istiyorlar. Dolayısıyla kendi içimizdeki bu sorunları görmemiz gerekir diye düşünüyorum. 80’li yıllarda 12 Eylül’ü yaşadık ve o dönemde gözaltılar 1 yılı aşkın süre devam ediyordu. 90’lı yıllara geldik 3 aya, 1 aya varan gözaltı süreleri vardı. 2000’li yıllara geldik, artık konuşmayın, diyorlar. Yani böylesi süreçlerden geçtik ve biz. Eren Keskin konuşuyor, konuşacak, hepimiz konuşacağız ve bunları konuşurken de ne ordunun, ne hükümetin, ne farklı güçlerin bizi susturmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü biz kadınlar gücümüzü birleştirirsek pek çok şey yapabileceğimizi düşünüyorum. Hepinize teşekkür ediyorum.
Sibel ( Emekçi Hareket Partili Kadınlar):
Bizler hep beraber Diyarbakır’da, Şemdinli’de, İstanbul’da yaşanan olayları nefret ve acıyla izliyoruz. Ben özellikle Kürt hareketindeki kadınların iki kat devlet şiddetinden ….olduğunu düşünüyorum. Eren Keskin politik bir kadın olarak devletin bütün sahte yasalarına karşı mücadele eden insan hakları savunucusu bir kadın. Dolayısıyla da bundan payını iki kat alıyor diye düşünüyorum. Daha fazla bir arada olmalıyız. Daha fazla örgütlenmeliyiz. O nedenle ezilen kadınların kurtulması içini bir arada olmak için sosyalist feminist kadınlar, Emekçi Hareket Partisi’nin kadınları olarak buradayız. Eren Keskin’in sonuna kadar yanındayız. Tüm kadınları da dayanışmaya ve daha fazla birlikte mücadeleye davet ediyoruz.
Ayşegül Kaya (Avukat):
Ben de kadın hareketinin içinde yer alıyorum. Gerçekten izlediğimiz görüntülerden çok bloke olmuş vaziyetteyiz. Ve gerçek bu. Biz kadın hareketinin içinde yer alan kadınlar bu gibi olaylara çok uzun yıllardır tanığız. Çünkü bu tip olaylar çok büyük oranda yaşansa da, dile gelmesi, özellikle Erenlerin yaptığı gibi adli vaka olarak dile gelmesi, yansıtılması oldukça güç. Bedeli çok ağır ve dile gelmeyen, tabu olan alanlar. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, ve bütün dünya biliyor ki, Genelkurmay da dahil olmak üzere, çatışma ortamlarında kadınlara tecavüz edilir. Çünkü penis de silahlardan birisidir. Dünyanın her yerindeki şiddet ortamlarında kadınlar ve çocuklar zarar görürler. Bu herkesin bildiği çok somut, çok net bir şey. Ancak Türkiye’de bu konuda ilk çalışmayı başlatan bir grup olarak, ki bu konuda önemli bir misyonu üstlenmiştir Eren Keskin, Dolayısıyla ortaya çıkarılması için sonuna kadar bütün hukukçular, bütün kadınlar, bütün insan hisseden herkes bir şeyler yapmalı. Bu kampanyaya destek veriyorum.
Nilgün Yurdalan (Bağımsız Feminist):
Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Güzel şeyler için bir araya gelme umuduyla buradayım. Feministler, kadınlar çok uzun yıllardır aile içi şiddete, tecavüze karşı mücadele ederken, bir yandan da erkek egemenliğinin en güçlü aygıtlarından biri olan devletin çeşitli kurumlarının kadınlara yönelik şiddeti ve cinsel şiddetine karşı durdular ve durmaya devam ediyorlar. Çeşitli yasa ve yaptırımlarla aile içindeki kadına yönelik şiddet, tecavüz görünür hale geldi az da olsa geriledi Ancak devletin çeşitli kurumlarının kadına yönelik şiddetinin görünmezliğinin devam etmesi için için elden gelen yapılıyor. Eren’e verilen cezanın nedeni budur. biz kadınlar hem Eren’i vermeyeceğiz, hem de devletin kadına yönelik şiddetini teşhir edeceğiz ve günün birinde ortadan kaldıracağız. Ancak bunun için bu kadarımız yetmeyiz. Daha çok olmamız lazım.
Serap (Toplumsal Özgürlükçü Kadınlar):
Biz Eren Keskin’in projelerini ve yaptıklarını doğru buluyoruz. O yüzden buradayız. Eren Keskin dedi ki, insan hakları eşittir kadın hakları. Bu ülkede ve dünyada kadınlar hala insan görülmüyor. Kadınlar hala mal, köle görülüyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Savaş ortamlarında elbette kadınlar tecavüze uğruyor. Ama evde, işyerinde kadınlar hala yok sayılıyor. O yüzden Eren Keskin’in kampanyası, projeleri, yaptıkları doğrudur. Ona sahip çıkıyoruz. Biz şunu biliyoruz ki, askerler, ordu kadınlara tecavüz etmiştir.Buna dayanamayn birçok kadın intihar etmiştir. Ama sömürü yalnızca dıştan gelmiyor, içeridende kadınlar ezilmeye devam ediyor , Yaşanan savaşın mağduru kadınları aynı zamanda , kocaları, ağabeyleri, kayınbabaları da sömürmeye devam ediyor. Yaşanan savaşın acıları ve çığlıkları arasında bu sömürü görünmüyor. Biz bütün bunların bilinciyle tüm kadınların kurtuluşu için mücadele etmemiz gerektiğini biliyoruz. Eren Keskin’e sahip çıkıyoruz. Eren Keskin’in şahsında sembolleşen, tecavüze uğrayan tüm halklardan kadınlara sahip çıkıyor ve ayrı ırk, ten, milliyetten kadınların ortak sorun yaşadığını düşünüyoruz. Teşekkürler
Leman (Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu):
Demin görüntülerini izlediğiniz kadınlarla her gün büroda yüz yüze görüşmeler yapmaktayız ve onların hikâyelerini defalarca dinlemekteyiz. Gözaltında cinsel işkence alanında çalışmak çok zor olmakla beraber, kadınların hak arama bilincinin geliştiğini görmek bu çalışmayı daha anlamlı kılıyor. Büroya şu ana kadar 222 kadın başvurdu. Demininki görüntüler 146 gibi bir sayıyı ifade ediyordu. Bu sayının artması kadınların hak arama bilincinin geliştiğinin bir göstergesi. Geçmişe dönüp baktığımızda, 10-15 yıl önce tecavüze uğrayan, cinsel işkenceye maruz kalan kadınlar gelip büroya başvuruyor. Failler konusunda da, kimi kadınların failleri arasında benzerlikler var. Bu durum faillerin hala görev başında olduğunun göstergesidir.
Eren Keskin somut verilere dayanarak failleri teşhir ettiği, kamuoyuyla paylaştığı, hukuksal destek verdiği için ve düşüncelerinden hiçbir zaman ödün vermediğinden Ona bu ceza reva görüldü. Eren’i destekliyorum ve her zaman yanında olacağımı söylüyorum. Ve biz bu alandaki mücadelemizi sürdüreceğiz. Baskılar bizi yıldıramaz.
Pınar Duman (Bursa Günyüzü Kadın Kooperatifi):
Merhaba arkadaşlar. Konuşan arkadaşların dediklerini tekrar gibi olacak belki, ama az önce izlediğimiz belgesel hepimizi derinden etkiliyor çünkü bunlar sadece belgesel değil bizlerin de yaşamları.
Buradaki bulunanlar, hepimiz mücadele eden kadınlarız. Dolayısıyla hepimizin yaşanmışlıkları vardır. Ben de gözaltında cinsel tacize maruz kalanlardan birisiyim. Duygularımız ortak. Buraya Bursa’dan, Bursa Günyüzü Kadın Kooperatifi adına geliyorum. Konu Eren Keskin olunca, hepinizin bildigi şeyleri tekrarlayacağım. Eren Keskin insan hakları savunucusu, aktivisti ve bir kadın. Gerçekleri, düşündüklerini ifade etmekten çekinmeyen bir kadın, bir mücadeleci. Ve birileri için de kötü çocuk. Polisin, askerin tecavüzüne uğrayan kadınların sesi olduğu için, Eren Keskin’e ordunun manevi şahsına hakaretten 10 ay hapis cezası verilirken Şemdinli’de yaşananların sorumlularına yargı yolu kapatılıyor. Diyarbakır’da çocukları öldürenler hakkında soruşturma bile açılmıyor. Tacize tecavüze uğrayan kadınların sesleri birkez daha Eren nezdinde kısılmak isteniyor ve bu tecavüzlerin failleri hala yargılanmıyor, cezalandırılmıyor ve böylelikle yeni tecavüzlere devam denmiş oluyor. Eren Keskin, anti militarist, bir insan hakları aktivisti, bir kadın. Kendileri paşa paşa yargıdan kaçanlar Eren Keskin'i yargılayamazlar, mahkum edemezler. Sonuna kadar Eren'le birlikteyiz.
Nimet Tanrıkulu (İnsan Hakları Derneği):
Merhaba. Eren’le yaklaşık 20 yıldır İnsan Hakları Derneği’nde birlikte mücadele ediyoruz. İnsan hakları savunucusuysanız, muhalifseniz, kadınsanız bu ülkede bunlarla karşılaşmamanız mümkün değil. Çok şey söylendi. Bunlara katılmamak mümkün değil. Filmi de şimdiye kadar çok izledim, ama yine aynı şekilde etkilendim. Hayatımızın bütün alanlarında tehditle karşı karşıyayız. Ama sadece muhalif olduğumuz için değil. Günlük hayatımızda da bunlarla çok sık rastlıyoruz. İki gün önce gazetede çıkan yüzbaşının altı çocuğa tecavüz olayı basına yansıdı. Ben esas sorunun bizim çoğalmamamızdan ve bu olayı gerçek anlamıyla görünür kılmamamızdan kaynaklandığını da düşünüyorum. Biz biraz kendimize dönüp yaşanan gerçekle yüzleşmek durumundayız. Eğer yüzleşemezsek ne kadar çoğalırsak çoğalalım çok başarılı olamayacağımızı düşünüyorum. Çünkü Eren Keskin’e bu şey ilk söylendiğinde çok ses çıkaramadık. Yani çeşitli nedenleri vardı. Ve bu gün gelinen noktada bir araya gelmemiz çok önemli. Ama bunun sonucunu taşımak gerekiyor. Bundan sonra yapacaklarımızı konuşmak gerekiyor. Bu bir başlangıç olsun, çok başlangıçlar yaşadık. Bu da bir başlangıç olsun. Bundan sonra da bu çalışmaları hızlandıralım. Gerçekten çok önemli. Basında çıkan insanlara ulaşmamız gerekiyor. O zaman çoğalırız. Biz çok farkındayız zaten. Biz buradaki kadınlar görünür kılan kadınlarız. Ama bizim dışımızdaki kadınlara ulaşmak, yani Eren’in yaptığı çalışma gibi, kendi hakkını arayabilecek duruma getirirsek çoğalırız. Yani farklı insanlara ulaşırsak çoğalırız. Eren zaten yıllardır yazılı, görsel, sözlü her alanda bunları söyledi. Eren’in suç işlemediğini biliyoruz. Bu coğrafyada yaşanan bir durum. Bu durumu buradaki bütün kadınlar protesto ediyoruz. Tabii ki Eren’in yanındayız. Tabii ki sonuna kadar destekleyeceğiz. Ama birbirimizle dayanışmayı çoğaltmak, bu dayanışmayla tanıklık yapmak ve sözümüzü söylemeye devam etmeliyiz. Teşekkür ederim.
Birsen (Mor Çatı):
Ben bir Mor Çatı gönüllüsüyüm. Ve yıllardın kadın hareketinin, feminist hareketin içerisinde kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden bir kadınım. Bu gün Eren’e destek vermek, Eren’le dayanışma içinde olmak için buradayım. Çünkü Eren, kadına yönelik şiddetin bir boyutunu açık yüreklilikle ifade etti. Biz yıllardır kadına yönelik şiddetin çeşitli biçimlerini ifade ederken, ifşa ederken, deşifre ederken buna karşı olduğumuzu ifade ederken, başka türlü şiddet biçimlerine yeniden yeniden maruz kalıyoruz. Mahkemenin vermiş olduğu bu kararı bu şiddet biçimlerinden biri olarak görüyorum. ‘Sus’ deniliyor. ‘Bunu ifşa etme, bunu deşifre etme, bu sizde kalsın’. Ya mahkeme kararlarıyla, ya da medyada ortaya döktüğümüz gerçeklikleri ifade ettiğimizde ya aşağılanıyoruz, ya da başka biçimlerde susturulmaya çalışılıyoruz. O yüzden kadına yönelik şiddetin bir biçimi olan bu cinsel şiddet en gizli kalan eril şiddet biçimlerinden biridir. Bu hem aile içerisinde, hem aile dışında, devletin çeşitli kurumları tarafından da kadına yönelik, onun üzerinde hakimiyet kurmak için kullanılan yöntemlerden biri. Ben Eren’le dayanışmak için buradayım. Kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden bütün kadınlarla dayanışmak için buradayım
Fatma Mefküre (Mor Çatı Gönüllüsü)
Filmi izleyince hakikaten benim de çok içim kalktı, karıştı. Muhalif bir kadın olarak benzer şeyleri benim de yaşamış olmam, sanırım bu duygumu güçlendirdi.Buraya Eren’inyanında olmak, ona teşekkür etmek, fiilini övdüğümü için söylemek için geldim. Ben kadın hareketi içindeyim. Kadına yönelik aileiçi şiddet konusunda çalışıyorum. İlla bir tanım gerekiyorsa, feminist aktivistim. Eren kadına yönelik eril şiddetin sadece aile içerisinde uygulanan, orada yeniden üretilen bir şey olmadığını, eril şiddetin ordu tarafından nasıl uygulandığını, meşrulaştırıldığını ve yeniden üretildiğini gösterdi ve söyledi diye düşünüyorum. Bu kadın mücadelesi açısından çok önemli. Bunu çok önemli bulduğum için buradayım. Eren’in karşısında kimin durduğu meselenin ikincil boyutu. Biz kadınların şiddete, tecavüze karşı dayanışmamız için yeterince nedenimiz var. Kendi bakışımız ve özgücümüzle geliştireceğimiz politikaların cinsiyetimiz nedeniyle bize uygulanan şiddete, tacize, tecavüze karşı tek güvencemiz olduğunu düşünüyorum.
Dilay (Sosyalist Demokrasi Partili Kadınlar):
Merhaba. Eren Keskin’i insan hakları mücadelesi, anti militarist yönü ile yakından tanıyoruz ve onunla yan yana mücadele etme gayreti içerisindeyiz. Bu coğrafyada devlet güçlerince gözaltında olsun, kaçırma yöntemiyle olsun kadınların cinsel taciz ve tecavüzlere maruz kaldığını biliyoruz. 16 yıl süren kirli savaş döneminde Kürt kadınlarının devlet güçlerinin uyguladığı fiziksel şiddetine çok yakından maruz kaldığını da biliyoruz. Yaşadığımız dönemde savaş ortamı militarist güçlerce yaratılmaya çalışıldığını da biliyoruz. Dolayısıyla kadınlar biraz önce seyrettiğimiz görüntüleri tekrar yaşamaya maruz kalacaklar, bunu da biliyoruz. Bundan dolayı militarizmin kadına yönelik şiddetle direkt bağı olduğunu, bu nedenle kadın mücadelesinde yer alan kadınların militarizmle de mücadele de çok aktif yer alması gerektiğini düşünüyorum. Eren Keskin mücadelesini geröekten çok haklı bir çizgiden yürütüyor ve aslında o gerçekleri söylüyor. Biraz önce seyrettiğimiz görüntülerdi gerçekler ve bu aslında buzdağının çok küçük bir kısmı. Ve bu gerçekleri söyleyenler cezalandırılıyor. Biz ise bu gerçekleri söyleyenlerin yanında militarizme karşı, devletin cinsel şiddetine karşı Eren Keskin’le birlikte kadın mücadelesinde dayanışma içinde olacağımızı belirtiyoruz.
Melek Özer (Yeni Dünya İçin Çağrı Dergisinden Kadınlar):
Merhaba arkadaşlar. Ben Yeni Dünya İçin Çağrı Dergisi’nden kadınlar adına buradayım. Sosyalist kadınlar olarak Eren Keskin’in yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Eren Keskin gittiği her yerde sözünü sakınmayan, politik duruşunu sakınmadan ifade edebilen bir insan hakları savunucusu ve aynı zamanda anti faşist olduğu için devletin gözüne batıyor. Ve O’nu para cezalarıyla, hapis cezalarıyla, tehditlerle yıldırmak istiyorlar.
Bu yöntem, devletin kullandığı yöntemlerden yalnızca bir tanesi. Diğer taraftan özgürlükleri için mücadele yürüten kadınlar kontra yöntemlerle kaçırılıyor, cinsel tacize ve tecavüze maruz kalıyor. Eren Keskin gerçekleri dile getirdiği için faşist kontra örgütler tarafından sürekli tehdit ediliyor. Buna karşı mücadelemizi yükseltmemiz gerekiyor.
Eren Keskin’in çok zor bir alanı seçtiğini düşünüyorum. Yani hem genel olarak kadına yönelik şiddeti açığa çıkarmaya çalışıyor, hem de bu şiddet biçimleri içerisinde en zor olanı, aile içi ve devlet kaynaklı cinsel taciz ve tecavüzü açığa çıkarmaya çalışıyor. Bunlar gerçekten çok zor şeyler. Aile içerisindeki cinsel şiddetle uğraştığınızda ailenin erkeklerini karşınıza alıyorsunuz, devletin tecavüzünü ortaya çıkarmaya çalışırken devleti karşınıza alıyorsunuz. Eren Keskin’i bu cesaretinden dolayı kutlamak istiyorum.
Sosyalist basından gelen kadınlar olarak devletin bu tip şiddetinin çok yakından tanığıyız aynı zamanda. Şu anda çıkardığımız dergide bütün yazılarımıza oto sansür uyguluyor olmamıza rağmen 301. madde dahil şimdiye kadar bir sürü ceza aldık. 301. maddeden şimdiye kadar on tane davamız var. Bunların bir kaçı sonuçlandı, bir kaçı ise devam ediyor. Şimdiye kadar aldığımız para cezaları 30 bin YTL’yi aşmış durumda. Sosyalistler, muhalifler olarak ne yaparsak yapalım bu devletin gözüne batıyoruz. Tabii ki hukuksal alandaki haklarımızı elde etmek için mücadele yürüteceğiz. Fakat erkek egemenliği ve sömürü üzerine kurulu olan bu kapitalist sistem var olduğu sürece gerçekten ifade özgürlüğünden söz edilemez. Bu nedenle bir bütün olarak bu sisteme karşı mücadele yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz.. Bu mücadelede kadınların yerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu sistemden belki de en çok zarar görenler kadınlar oluyorlar.
Derya ( Feminist Kadın Çevresi):
Ben FKÇ olarak Eren Keskin’in yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Eren Keskin’in yürüttüğü proje kadınların yaşadığı mağduriyetleri açığa çıkarması anlamında çok önemli bir çalışma. Az önce görüntülerde de seyrettik. 222 kadının tanıklığı olduğunu biliyoruz. Ataerki ve militarizm birbiriyle ilişki içinde 15 yıl süren bu savaşın yarattığı mağduriyetleri yarattı. Ve bu mağduriyetler giderilemedi. Son dönemde yaşanan olaylar bu mağduriyetlere yenilerinin ekleneceği yönünde bir takım ipuçları veriyor. Bizler ataerkil sistemden beslenen militarizm ve milliyetçiliğin kuşatmasına karşı çıkıyor ve savaşa hayır diyoruz. Bize göre yargılanması gereken, gerçekleri açıklayan Eren Keskin değil, faillerdir. Çünkü tecavüz bir insanlık suçudur. Kadınların mağduriyetleri, ödenen bedel çok ağır. Mağduriyetlerin yinelenmemesi için bir takım çalışmalar yapılabilir. En azında bu çalışmalar engellenmemelidir. Bu tarz çalışmaların önünün açılması mümkün ve faillerin cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum.
Eren Keskin’i desteklemek isteyen salondaki katılımcılara söz vereceğim. Ama daha önce Eren Keskin’e söz vermek istiyorum.
Eren Keskin:
Öncelikli olarak çok teşekkür ediyorum. Biz insan hakları savunucuları olarak kendimiz için hiç böyle kampanyalar yapmaya alışık değiliz. Genelde aldığımız cezaları duyurmayız. O nedenle her şeyden önce buraya katılan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Her şeyden önce FKÇ’ye, çünkü günlerce uykusuz kaldı arkadaşlar. Ben bir yandan üzüldüm, ama bir yandan da bu erkek egemenliği, militarizme karşı bir mücadele yöntemi olduğunu düşündüğümde mutlu oldum.. Herkese çok teşekkür ediyorum. Hepinizin bildiği gibi 1997’den beri bu çalışmayı sürdürüyoruz. Devlet güçleri tarafından cinsel şiddete uğrayan kadınlara hukuki yardım veren bir büromuz var. Bu güne kadar 222 kadın başvurdu bize. Tabi bu sayı son derece az. Neden az? Çünkü gerçekte çok daha kadın yaşadı bu mağduriyeti. Bütün bu çalışma sürecinde beni çok etkileyen bir olay olmuştu. Kısaca ondan bahsetmek istiyorum. Bundan 5-6 yıl kadar önceydi. Yaşlı bir baba geldi büromuza ve kızından 5 yıldır haber alamadığını, gerillaya katıldığını söyledi. Biz 2 ay boyunca uğraştık ve kızının Diyarbakır Cezaevi’nden olduğunu öğrendik. Ben gittim, görüştüm kendisiyle. İsmini veremiyorum, çünkü o bu güne kadar ismini açıklamak istemedi. 68 gün boyunca Silopi Jandarma Karakolu’nda hiç aralıksız her gün tecavüze uğramıştı Özel Timler tarafından ve tek kelime ifade vermemişti. Ben hemen tabi çok heyecanlandım, ‘konuşalım, doktora götürelim seni, açıklama yapalım’ dedim. Bana ‘biraz beklemek istiyorum; bana izin ver’ dedi. Sonra ilk celsede tahliye oldu kendisi ve Mersin’e gittiler. Beni Mersin’den aradı. ‘Biliyorum, bana çok kızacaksın, ama ben suç duyurusunda bulunmak istemiyorum’ dedi. Bu kendi seçimi. Hiçbir kadını bu konuda zorlamak zaten mümkün değil. ‘Neden?’, diye sordum. ‘Çünkü, babamı üzmek istemiyorum’ dedi. Bize başvuran adli, siyasi, savaş kaynaklı olsun hiçbir kadının, annemi üzmek istemiyorum, dediğine şahit olmadım. Herkes babasını üzmekten, ağabeyini üzmekten, yani evindeki erkeklerden birini üzmekten korkuyor ve bu nedenle açıklamıyor. O nedenle, erkek egemenlikle militarizm son derece iç içe. Militarizm, erkek egemenliğin son aşaması. Ve bence kendimizi de sorgulamamız gerekiyor. Ve ne yazık ki, alternatif örgütler de zaman zaman egemenlerine benziyorlar. O nedenle onlar da kadınlarının açıklama yapmalarını çok fazla istemiyorlar. Ben bu çalışma içerisinde onu da gördüm. Birçok örgütsel yapının, kendi mensubu olan kadın arkadaşlarının yaşadığı cinsel şiddeti açıklamalarını istemediklerini gördüm. O nedenle, çok biçimlenmişiz. Yani o kadar biçimlemişler ki bizi, en tehlikelisi zaten ikna ederek itaate zorlamak. İkna edilerek itaate zorlanan bir toplumuz. Bunu değiştirmek gerekiyor. Mehmet Tarhan da burada. Yaptıkları iş son derece önemli. Militarizme karşı çıkmak çok zor. Yani bu sadece benim aldığım cezayla ilgili bir şey değil. Hepimiz bu baskı altındayız. Ama ben bir kere daha buradan şunu söylemek istiyorum: Türkiye’de demokrasinin gelişmesinin önündeki en büyük engel Türk militarizmi, Türk ordusudur. Şemdinli olaylarından sonra yasama-yürütme-yargı kurumlarının ne kadar militarizme bağımlı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Barolar Birliği, Savcıyı değil Genel Kurmay’ı destekliyor. Yargıtay Savcısı, Savcı’yı değil Genel Kurmay’ı destekliyor. Üniversite öğretim üyelerinin en güvendikleri kurum ordu. Dolayısıyla çok kalabalıklaşmaya ihtiyacımız var. O nedenle bu tip çalışmalar son derece önemli. Bir kez daha çok teşekkür ediyorum herkese. Bir de şunu söylemek istiyorum. Savaş her yanımızı sarmış durumda, yeniden yoğunlaştı. Acılar arasından ayrım yapmadığımız zaman ancak biz bir şeyler yapabiliriz. Örneğin İstanbul’da otobüs molotoflanmasının ardından ölen üç kadına ne kadar acı duyuyorsak, orda ölen gerilla kadınlar için de aynı acıyı duyduğumuz anda bence bu savaşı bitirebiliriz. Geçen gün Leman’la Diyarbakır’a gidiyorduk. Bir gerilla annesiyle birlikteydik. Şırnak’ta bir gün önce operasyonda kızı yaşamını yitirmişti. İlaç içirmişler. ‘Acı duymamak için ilaç içtim, sarhoş gibiyim’ diyordu. Gerçekten öyleydi. ‘Üç gün önce beni aradı. Bu belki son görüşmemiz, dedi.’ dedi. Bunları anlatıyordu. Yani o kadının acısını da anlamamız gerekiyor. Acılar arasında o kadar ayrım var ki. Biraz önce Barış Anneleri’nden gelen arkadaşımız, gözyaşının rengi olmaz, dedi. Bunu anlatmamız gerekiyor. Gerçi henüz çok başarılı olamıyoruz. Çünkü ikna olarak itaat eden bir toplum var. En tehlikelisi de bu zaten. Yani çoğalmamız gerekiyor. Bu tip çalışmalar o nedenle çok önemli. Tekrar çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.
Derya: Söz almak isteyen var mı?.
Özlem (FKÇ):
Diğer konuşmacı arkadaşlar da söyledi. Kadına yönelik şiddet sadece aile içinde değil, aslında gündelik yaşamın her alanında karşımıza çıkıyor. Eren Keskin’e de, bu şiddet nereden gelirse gelsin, denildiği gibi acıların arasında ayrım yapmamak gerekiyor, ona yönelik mücadele etmesini sonuna kadar destekliyoruz ve yanınızdayız, diyorum ben. Ayrıca kadınların mağduriyetleri üzerinden sembolleştirilip, içinden çıkamaz bir halde temsil edilmelerine karşıyım ben. Çünkü biz mağdur olduğumuz kadar, mücadelenin özneleriyiz de. Bu anlayışın değişmesi gerektiğine inanıyorum. Teşekkür ederim.
Diler (FKÇ):
Merhaba. Ben Feminist Kadın Çevresi’nden ve aynı zamanda Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nda müzisyen olarak yer alıyorum. Bir çok şey söylendi burada. Söylenenlere sonuna kadar katılıyorum. Sadece kısaca şunu söylemek istiyorum. Zaten burada ortaya çıkan şeyden, bu kampanyaya destek veren arkadaşların …… bu yöndedir. Kadın inisiyatifinin olmadığı veya kadın inisiyatifinin altını boşalttığı her noktada, her alanda erkek egemen sistem yalnızca bu şekilde, en ağır yaşanma biçimiyle, taciz ve tecavüzle değil aslında, son derece iyi biliyoruz ki, bin bir kılıkta karşımıza çıkıyor. Be nedenle her kadının bulunduğu alanda mücadelesini, bağımsız kadın inisiyatiflerinin, öncü kadınların ve kurumlardaki kadın mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu ve bu anlamda, onların tek başlarına değil de, aslında birlikte yan yana durması gerektiğinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çünkü ceplerimizden 1’er YTL ile dolaşırken, o 1 YTL tek başına hiçbir şey satın alamıyor. Ama onların 6000 tanesi bir araya geldiğinde ne yazık ki, bir insanın özgürlüğünü satın alabiliyor. Teşekkür ediyorum.
Ülkü (Lambda-İstanbul):
Lambda-İstanbul’dan Ülkü. Eren Keskin’i biz Lambdalılar olarak ayrıca travesti, transeksüel seks işçisi kadınlar için yaptığı dayanışmasından da tanıyoruz. Çeşitli şiddet biçimlerinin, cinayetlerin, tecavüzlerin maruz kalan bu arkadaşlarım için Eren’in ücretsiz olarak baktığı pek çok davayı biliyorum, AİHM’e kadar götürdüğü davaları. Bu açıdan tabiî ki kendisine çok teşekkür ediyorum.
Mehmet Tarhan:
Ben Mehmet Tarhan. Eren’e gerçekten teşekkür ediyorum. Bir linç altında yaşıyoruz. ‘Kral çıplak’ diye bağıran insanlardan biri benim. ergenlik çağımın kahramanı Eren. ‘Vicdani red’ denen şeyi Eren’den öğrendim, bir gazeteye yaptığı açıklamadan. Kesin o yüzden de bir dava görmüştür Eren. Ama sanırım biz mecbur olduğumuz şeyi yapıyoruz. Ve sonuna kadar teşhir edeceğiz. Ben bir erkek olarak utanç duyuyorum. Ve bu utancı yaymak için elimden geleni yapıyorum. Umarım bu utancı erkeklere yaymak için umarım daha aktif ve daha örgütlü bir şekilde çalışabiliriz. Teşekkür ediyorum.
Feryal (FKÇ):
Merhaba. Ben de FKÇ ve BGST üyesi olarak şunları söylemek istiyorum : Eren Keskin’i sonuna kadar destekliyoruz. Ve Eren Keskin gibi günümüzde militarizmden etkilenen, militarizme karşı bir söylem tutturduğu için bu gün yargılanmak üzere olan -ya da Pınar Selek gibi yargılanan- aydın, yazar kadınlarımızın yanında olmamız gerektiğini düşünüyorum. Mehmet Tarhan da hazır buradayken bahsetmek yerinde olur; vicdani ret konusunda yazdıkları için hapsi istenen Perihan Mağden’i de benzer süreçler bekliyor; yanında olmalıyız. Teşekkürler.
Başak (Eğitim-Sen/FKÇ)
Ben de FKÇ üyesiyim. Aynı zamanda Eğitim-sen'li bir kadınım. Eren Keskin'e destek vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu mücadeleye Eğitim-Sen içinde de, İstanbul ve Türkiye genelinde destek geleceğini söylemek için buradayım. Kendisine çok teşekkür ediyorum ve destek verdiğimizi söylemek istiyorum.
Tuğçe (FKÇ)
Ben de bir şeyler söylemek istiyorum. Kuşkusuz bu gün üzerinde durduğumuz mesele insan hakları ihlallerinin ne ilki, ne de sonuncusu olarak. Ya da kadına yönelik şiddetin kamusal alanda görünür kılınmasının da, şiddet ve baskıyla bastırılmasının da ilk örneği değil, sonuncusu da olmayacak. Ben tam da bu nedenle bizim burada verdiğimiz mücadelenin, Eren Keskin’in kişisel mücadelesinin çok değerli olduğunu düşünüyorum.
Derya:
Katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz arkadaşlar. Eren Keskin’e destek kampanyası devam ediyor. Ve aslında çok yeni başladık. Yapılacak çok fazla şey var. Kampanyamızla ilgili ayrıntılı bilgiye web sitemiz aracılığıyla ulaşabilirsiniz. Dışarıdaki masada kampanyanın metnini alabilirsiniz. Bunun yanı sıra Eren Keskin’le dayanışmak için ‘1 YTL de sen ver’ kampanyasına katılmaya da herkesi davet ediyorum. Bunun yanı sıra bir duyuru daha yapmak istiyorum. Pera Palas’ta saat Barış için Aydın Girişimi’nin bir toplantısı var. Katılmak isteyenleri oraya çağırıyorum.
|