DAYANIŞMA YAZILARI

Cadılar, şeytanlar, yakılacak kadınlar 13.06.2006 – Handan Çağlayan
Bir ezberi daha bozmanın zamanıdır! Fatma N. Vargün – 11.06.2006
Sıcaklar basarken Umur Talu – Sabah – 08.06.2006
Aydan Alim Mayıs 2006
TÜDAY Yönetim Kurulu Bşk. Hasan Taşkale 13.05.2006
Support Human Rights Activist Eren Keskin in Turkey-ShariaHaunt.com Nisan 2006
ATİK-YENİ KADIN Nisan 2006
FKÇ’den Ayten 28.04.2006
Corinne Kumar
, Uluslararası Koordinatör Courts of Women 21.04.2006
AR Akkuş 21 Nisan 2006
Ass. Prof. Dr. Hüseyin Bektaş / IMK Başkanı 19.04.2006 
Uğur Demirci 16.04.2006
Feminist Kadın Çevresi'nden Didem 16.04.2006
Mor Çatı 13.04.2006
Osman Aytar Sosyolog /Stockholm Üniversitesi – Isveç 13.04.2006
Emine Öztürk Eğitim Sen Bursa Şube Yönetim Kurulu Üyesi  12.04.2006 
SDP merkezi kadın koordinasyonu 11.04.2006
Abdullah Sayar – 10.04.2006
fatma nevin vargün 10.04.2006
Ayşe Günaysu 10.04.2006
Ayşen Aysuna
10.04.2006
Ebru Yıldırım 10.04.2006
Av. Ayşe Batumlu/BURSA 10.04.2006
GÜNYÜZÜ KADIN DAYANIŞMA KOOP. 10.04.2006
Aysen Hadimioğlu EKD Ankara 09.04.2006
Ayla Yıldırım 9.04.2006
Khatching Mouradian, 5.04.2006
Ömer F. Kurhan, editör ve tiyatrocu, 05.04.2006
Yıldırım TÜRKER Radikal 05.04.2006  
Doğugülü 25 Mart 2006
  

Sıcaklar basarken
Umur Talu – Sabah – 08.06.2006

Aykırı dahi olsa, çok yanlış gelse bile; bir düşüncenin ifadesini mi tercih edersiniz...
Yoksa herhangi bir "düşünce", daha doğrusu "düşüncesizlik" grubunun, fikirlerinize dahi değil, doğrudan size, küfürle, hakaretle, fiziki saldırıda bulunmasını mı?
Mesela, çocuğunuzu oraya koyun.
Karşısındaki bir fikirle, yazıyla mı tartışması iyidir; yoksa, küfür kıyamet, tehdit şiddet dolu bir kalabalığın hınç ve linçi ile sıkıştırılması mı?


Perihan Mağden, bu halkı yazıyla "askerlikten soğutuyor" ise... ölme eşeğim, ölme.

Hem diyorlar ki, "Her Türk asker doğar"...
Hem de Türk'ün askerlikten soğuması bu kadar kolay, bu kadar mümkün! Slogan, şablon, hiddet, nefret, şiddet; "milliyetçilik, ulusalcılık" gibi "fikir, değer, ideoloji, inanç, siyaset" sayılabilecek her şeyi, kimilerinin elinde, dilinde, belinde pespaye bir küfür gerekçesi haline getiriyor.
Bir avukat Danıştay'da cinayet işleyebilirken...
Avukat, hukukçu sıfatlı kimileri de "bağımsız yargı" da sadece sanık olan timi düşünce ve ifade insanlarını, mahkeme kapılarında mahkum edip linç kıyılarına sürüklüyor.
Ve ne tuhaftır ki, olaylar arasında bağ olsun olmasın, birbirleriyle bir şekilde yolu kesişen aynı, benzer kişiler, aynı biçimde gözdağı veren, tehditçi üsluplarla bu nefret filmlerinin hepsinde rol alıyorlar.
Koskoca İstanbul'un kadim barosu ise misal, yargısız infazcı üyelerinden tedirgin olmuyor da, hukuk değil, guguk peşinde laf tüketmeye başlıyor.
Yargının bazen resmi, bazen sokak şiddetiyle kuşatılmasından hiç rahatsız olmadan...
Tam aydınlanmamış, çok yeri karanlık, failinin lafları ile bağlantılarının tuhaf olduğu vahim bir cinayette, üstelik henüz duruşma dahi yapılmamışken, "hüküm" veriyor.


İnsanları, saygı gösterdikleri, değer verdikleri veya öyle yapmaları mecbur tutulan kurumlardan, kişilerden ve aidiyetler ile ideallerden ancak büyük hayal kırıklıkları, derin adaletsizlikler, şiddetli haksızlıklar, zulümler, kuyrukları saklanamayan yalanlar yüzünden soğuyabilir.
Tabii ki...
Demokrasiden de soğuyabilirsiniz...
Hukuktan da...
Milliyetçilikten de, ulusalcılıktan da...
Liberalizmden de, piyasadan da, sosyalizmden de...
Dinden, imandan da...
Devletinizden de...
İşinizden, eşinizden, ailenizden, askerlikten... Bir sürü şeyden.
İnsanların bireysel seçimleri, soğumaları, vazgeçmeleri de olabilir; o düşünce ve inançlarla, fikir de beyan edebilir, siyaset de yapabilir.
Bunlarla ilgili her tartışmanın men edilmesi, her tartışanın taşlanması düşünülebilir mi? Makul mu?
Tarihinde ve bugününde ordunun yeri büyük olan bu ülkede, fiilen yüz binlerce kişiyle dünyanın en büyük ordularından biri, nasıl bu derece hassas ve zayıf mütalaa edilebilir ki, bir, iki bireyselvicdani ret ile veya birkaç yazıyla tehlikeye düşecekmiş gibi kuvvetli bir korumaya alınır bir de.
Ayrıca; devletin ve milletin anayasasında kayda alınmış çok sayıda nitelik ve değer ile hak ve özgürlük var.
Karışmayayım, kendiniz düşünün; hangileri şiddetle korumada iken, hangilerinin şiddetle zedelenmesi, hatta milletin onlardan "soğutulması" pek normal oluyor diye.
Dilerseniz; kimi istisna dışında, o izleri, bazen kendi meslektaşı linç edilirken dahi üç maymun olan biat kuşu, andıç kuşu, devekuşu medyalarında da bulabilirsiniz.


Alakasız bir olayla bitireyim:
"Tam bağımsız" ve demokratik-hukuk devleti memleketinize, ABD'liler, askeri ittifak ve üs işbirlikleri ile göz yumanlar sayesinde "işkence uçakları" indirip durmuş.
Hükümet, Genelkurmay, istihbarat örgütleri, devlet erkanı, yargı, medya filan işte hepsi burada mevcutken. Milli, ulusal hassasiyetler de.
Herhangi bir şeyden soğur muydunuz bu yüzden?
Hani biraz utanarak, biraz kızarak, az kızararak!