|
DAYANIŞMA YAZILARI
Devletin bekası geleneğine eskiden beri yaslanan türk egemenleri her
türden
siyasal muhalefet ve alternatif fikirlerin sınırlarını çizegelmişler.
Bireyleri, fikirleri ve kurumları daima kendi resmi ideolojileri
doğrultusunda şekillendirmek istemişler. Devletin bekası adına
sosyolojik ya
da tarihi araştırmalar yapan bilim adamlarını hapse atmış, şairleri
yazarları sürmüşler, ana dilde eğitim hakkını savundu diye sendika
kapamalara kalkmışlar, kafaların dışını bile kapsam alanına alarak
kafaya
takılan başlıklara bile müdaha etmişler, Erzurum'da. Şapka giymek
istemeyen
kişiler dilekçe vermeye gittiklerinde üzerlerine makineli tüfekle ateş
açmışlar, hatta kafanın dışı yüzünden aralarında bir tanesi kadın olmak
üzere başta İskilipli Atıf Hoca , Rize'de 8, Maraş'ta 7, Erzurum'da 4,
Sivas'ta 3, İskilip'te 2, Menemen'de 28 , diğer yerlerle birlikte
toplam 78
kişiyi idam etmişler"
Sonuçta hizaya getirilen gelen halk şöyle demiş.
"ATMA HAMİDİYE ATMA, ŞAPKA DA GİYECEĞUK, VERGİ DE VERECEĞUK "
Erkekler fötr şapka bulup giyemedikleri için kadın giyisileri satan rum
mağazalarına hücüm edip kadın şapkalarını yağmalamamış mı ki bu
topraklarda
Topyekun iteat...
Kanıtlı veya kayıtlı tesbitlerde bile devlet terörünü yok sayarak,
inkar
edilerek mağdurlar suçlu duruma getirilmemiş mi ki ?.. Devletin bekası
adına.
82 anayasası güçler dengesini hepten otorite lehine çevrilmiş. Devlet
karşısında birey yer ile yeknesak edilmiş.
Yeni hazırlanan Terörle Mücadele Yasası ile egemenler 21 yüzyılı
gölgesinden korkar iteatkar köleleri ile yaşamaya hazırlanmakta.
Eminim ki şapka "reformunda" yaşanan o traji komik hadiselerin çok daha
vahimlerini görecek gözlerimiz.
Resmi söylem dışı her türden fikrin ve oluşumun yasaklandığı,
bastırıldığı
şiddetle cezalandırıldığı bu coğrafyada. Arada bir çatlak sesler daima
olacak....
Eren Keskin özverili çabası ve emeğiyle, devlet güçlerinin kadın
tutuklu ve
hükümlülere uyguladığı cinsel tacizi gözler önüne serilivermiş ve
resmi
ideolojinin pek çok yerinden yamalanmış zırhında bir deliğe daha
sebebiyet
verdiği için de Eren'in düşüncelerinden dolayı yargılanması vacip
olmuş
bir kere ..
O bir çatlak ses çünkü, resmi ideoloji nezdinde.
Hocaya sormuşlar ; Kimdir ki o evliya... Hemşireleri onu havuzda yudu. Hoca kükremiş; Bre gafil..Bre aymaz demiş.
Evliya değil " peygamber",
hemşireleri değil " biraderleri", havuzda değil "kuyuda",
yumadı "bogdurttu".
Bizim durumumuz da bu.
Eren Keskin hem bir kadın, hem bir avukat, hem de bir insan hakları
savunucusu. Mesleki olarak da kadınlara yapılan taciz ilgi alanı. Bu
konuda
ona gelen davalarda yaşananlar da ortada iken Eren'in bunu açıklaması
ya da
kınaması suç. Resmi ideoloji gereği konuşmaması gerekiyor. Devletin
bekası
adına. Çünkü söyleyeceği her şey anlatacağı her olay devletin resmi
ideoloji
zırhında bir gedik açmakta...
Taciz, tecavüz, baskı ya da şiddet kimden ve hangi sebeple gelirse
gelsin
karşı durulması gereken insanlık karşıtı uygulamalar..Oysa ki bu
topraklarda
buna karşı çıkanlar yargılanmakta, cezalandırılmakta .
İngiliz başkan Baldwin"bizde özgürlük soluk aldığımız havanın bir
parçasıdır. Biz onun farkında bile değiliz "demiş.
Bizde de öyle olmasına öyle de...
Bizde soluk aldığımız havaya karışanlar salin ve vieks gibi bir şeyler
işte
sadece.
Farkında olmamak ne mümkün ...
Sevgili Eren ; Söylenecek çok şey var aslında ama Senin şahsında
Fikret
Başkaya'yı, İsmail Beşikçi'yi, Orhan Pamuğu, Akın Birdal'ı, Mehmet
Uzun'u ve
adını sayamadığım binlerce düşünce suçlusunu yürekten selamlıyor seni
yargılayan bu zihniyeti bir kez daha kınıyorum.
Yanındayız.
İnsanlık Onuru Nerede?
Karanlıkta iki çift göz
Biri ibne
Diğeri boyun eymek istemese de zulme
Heyhat!
Bir çığlık
İki feryat
Yine
Yine
Bir yaralı kuş
İki kırılmış kanat
İnsanlık onuru yerde mi sanırsın?
Sen gel de onu
Külahıma anlat
AT BAKALIM HAMİDİYE YİNE AT...
Aydan Alim.
Mayıs 2006 |
13.05.2006
Sevgili Eren Keskin,
Yıllardan beri kararlılıkla yürüttüğünüz Demokrasi ve İnsan Hakları mücadelesi ve özellikle son yıllarda üzerinde yoğunlastığınız 'Gözaltında Cinsel Taciz' projesi bağlamında yaptığınız açıklamalar, kamuoyu ile paylaştığınız bilgiler nedeniyle,hakkınızda açılan davayı ve verilen mahkümiyet kararırını şiddetle kınıyoruz.
Bildigiz gibi TÜDAY olarak bizim, AABF (Avrupa Alevi Bırlikleri Federasyonu) ile ortaklaşa düzenledigimiz sizin konuşmacı olarak katıldığınız Köln'deki toplantıda da çok açık ve somut veriler ortaya koymanıza rağmen bu tacize arka çıkmak isteyen adının başına bırtakım ünvanlar eklenmis insanlar çıkmış, andıçlama görevini yerine getirmişlerdi. Oysa o gün o salonda, gözaltında cinsel tacize uğramış en az on kişi vardı. Bundan sonra bir daha benzer şeylerin yaşanmaması için belki bir katkımız olur diye oraya gelmişlerdi. Ama o çok şanlı Pröfesör'ün 'Yok böyle bir şey, bizim askerimiz böyle şeyler yapmaz' hezeyanları, salonun havasını değiştirmiş, o tacize uğramış insanlar unutmaya çalıştıkları acılarını yeniden yaşayarak , pröfesör kariyeri edinmiş, üstelik bayan birisinin, insana ve insanın acılarına bu kadar yabancılaşmasının şaşkınlığıyla salondan ayrılmışlardı.
Sevgili Eren Keskin, siz çalışmalarınızla insanlara, olaylara ayna tutyorsunuz. O aynada kendilerini, yaptıklarını görenler, kendi vahşetleri ve korkunçlukları karşısında dehşete düşüyorlar, kendilerinden korkuyorlar ve saldırıyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, barıştan, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden yana olanlar, bir süre daha bu saldırıların hedefi olmaya devam edecekler. Bu mücadelede hep sizinle, sizin yanınızda olduğumuzu, çıkartılmaya çalışılan yeni "Terörle Mücadele Yasası" ile insan hakları ve demokrasi savunucularına karşı gelişecek muhtemel saldırılarla da dayanışma içinde olacağımızı bir kez daha ifade ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.
Dostluk ve dayanışma selamlarımızı yolluyoruz.
TÜDAY Yönetim Kurulu Bşk.
Hasan Taşkale
Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği
Komela Pistgirî û Mafen Mirovî Li Tirkîyê
Human Rights Association Turkey/Germany
Menschenrechtsverein Türkei/Deutschland e.V |
ATİK
TÜM İNKARA, BASKILARA VE SALDIRILARA RAĞMEN;
KADINLARIN KURTULUŞ MÜCADELESİ SÜRÜYOR, SÜRECEK !...
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik krizin girdiği girdap, yönetenleri her gün biraz daha derinlere doğru çekerken, yönetenler de bu girdaptan kurtulabilmek için son çırpınışlarıyla halka vahşice saldırmaktalar... Ama nafile ... Her çırpınışlarında girdap onları biraz daha derinlere çekmektedir...
Her daim sözde demokrasiyi, insan haklarını, Avrupa’lılaşmayı ağızına sakız eden TC. Devleti ve Hükümetleri, gerçek demokrasi ve insan hakları için mücadele edenlere karşı binbir türlü ‘ceza’ ve ‘infaz’ politikalarından asla vazgeçmemektedirler... Tabii ki; bu durumdan toplumsal mücadelenin kadın aktivistleri kendi paylarına düşeni kaçınılmaz olarak almaktadırlar.
Sözde toplumun “asayiş”inden sorumlu olan devletin kolluk güçleri (polis–asker vb.), sistemin kendisine biçtiği kadınlık rolünü reddedip, insan olmanın gereğini uygulama ve yaşanası bir dünya yaratma mücadelesi veren ilerici-devrimci kadınlara, gözaltlarında, cinsel taciz ve tecavüz de dahil her türlü işkence ve şiddeti mübah görmektedirler. Çünkü, insanlık tarihinin ezilenler tarafından yazılmaya başlandığından bu yana, kadına yönelik cinsel taciz ve tecavüz Türk Güvenlik Güçleri tarafından da bir savaş metodu olarak görülmektedir.
Bu durumu ispatlayan örnekler saymakla bitmez... Hangi birini sayalım ki!...Sadece Türkiye’dekileri bile düşündüğümüzde bir çırpıda aklımıza bir sürü isim gelmekte...
Kâmile Öztürk, Ayşenur Şimşek, Cahide Karataş, Leman Çelikaslan ve daha yüzlercesi gözaltında işkenceciler tarafından tecavüze uğramadılar mı?
Askerin tecavüzüne uğrayan köylü kızı Fatma’nın Karadeniz’den yükselen feryadı, T. Kürdistanı’ında polisin tecavüzüne uğrayan Can Aydoğan, korucuların tecavüzlerine uğrayan Remziye Dinç vb. yüzlerce kadın... hangi birinin ismini sayalım ki?
Daha geçtiğimiz Aralık ayında, İstanbul İkitelli Ekin Kültür Sanat Merkezi çalışanı Sevda Aydın güpegündüz herkesin gözü önünde sivil polisler tarafından otobüs durağından kaçırılarak tecavüz edilmedi mi?
Kürt Kadınlara ve çocuklara yönelik ‘çocukta olsa, kadında olsa güvenlik güçleri gerekeni yapacaktır’ diyerek Diyarbakır’da kadın ve çocukların açıktan katledilmesine Başbakanı Erdoğan ağzından resmi politik onay veren T.C. Devleti saldırganlığa ve kana doymuyor.
Tüm bunları yaşatanların ortaya çıkartılıp cezalandırılması gerekirken, tüm cezalar, yaşananları yüksek sesle kamuoyuna duyuranlara, mağdurlara veya mağdurların savunucularına kesilmektedir. Buna en son örnek Av. Eren Keskin özgülünde yaşanmaktadır.
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukukî Yardım Bürosu’na yapılmış olan başvurular sonucu elde edilen verileri bir konferansta, kamuouyla paylaştığı için, insan hakları aktivisti Av. Eren Keskin’e “ordunun manevî şahsına hakaret” gerekçesiyle Kartal 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dava açıldı. Açılan dava 2006 Mart’ın da Eren Keskin’in 10 ay hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandı. Mahkeme hapis cezasını 6000 YTL para cezasına çevirdiysede ifade özgürlüğü ihlal edilen Eren Keskin, bu para cezasını ödeyerek özgürlüğünü satın almayacağını açıkladı.
Bu ceza Eren Keskin şahsında demokrasi ve barıştan yana olan, kadın ve insan haklarını savunan herkese özellikle de kadınlara verilmiştir. Sistem sahipleri daha önceleri de çokça defalar denediği ve aslında hiçte beklediği sonuçları alamadığı gözdağı verme politikasını uyguluyor yine...Eren Keskin’e verilen cezayla özelliklede kadınlara vermeye çalıştığı mesaj “dediğimi yapmazsanız sizinde sonunuz bu olur!”... Ama nafile... Egemenler insanlık tarihinin hiçbir kesitinde buna muaffak olamadılar, bu kesitinde de bundan sonra da muaffak olamayacaklardır...
Eren Keskin’e verilen bu cezayı, tüm demokratik haklar ve insan hakları için mücadele edenlere ve kadınlara verilmiş bir ceza olarak algılıyor ve protesto ediyoruz.
EREN KESKİN’E YÖNELİK TÜM SALDIRILARA HAYIR!
SINIFSAL, ULUSAL BASKI VE CİNSEL SÖMÜRÜYE HAYIR!...
YAŞASIN EMEKÇİ KADINLARIN MÜCADELESİ VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!..
KAHROLSUN EMPERYALİZM, FAŞİZM VE HER TÜRDEN GERİCİLİK!...
ATİK-YENİ KADIN
Internet: www.atik-online.org E-mail:info@atik-online.org Nisan 2006
|
“Daha sonraki gün beni askeri kampın karşısındaki bakkala göndermişlerdi. Günde birkaç saat açmaya başlamıştı savaşın ikinci haftasından sonra. Yolda karşıdan gelen iki asker gözlerini dikmiş bana bakıyorlardı. Yanımdan geçerken bir tanesi aniden önüme geçip durdu ve göğsümü avuçladı. Donup kalmıştım…Orada öylece şaşkın, ne yapacağımı bilmez halde bakınıyordum.
Pencereden bakmakta olan komşumuz Ahmet Amca, bu anı görmüş, yüzü kızarmış ama hiçbir şey söylememiş, perdeyi hızla çekip içeriye geçmişti…İki asker de sanki hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gitmişlerdi.”
Yukarıdaki parça Neşe Yaşın’ın Üzgün Kızların Gizli Tarihi adlı romanından. Romanın bu satırlarını okurken halkın can, mal ve ırz güvenliğini koruma iddiasıyla oluşturulan güvenlik güçlerinin bizzat kendilerinin can, mal ve ırz güvenliği için büyük bir tehdit oluşturmasındaki ironiyi görmemek mümkün değil. Bu durum özellikle savaş koşullarında daha da vahşi bir hal alıyor ve kadınlara yönelik şiddet her koldan kadınların içine düştüğü kıskacı daraltıyor.
Aslında bu durum hem savaş koşullarında hem de sivil koşullarda tekrarlanıyor, dünyanın birçok yerinde ve Türkiye’de de… Ama bizler kendilerini kurtarmak üzere adaya gelen askerlerin küçük bir Kıbrıslı Türk kızını taciz etmesine gözünü kapayan Ahmet Amca gibi görmemek istiyoruz, duymamak istiyoruz. Neticede bizi korumak ve kollamakla görevli “bizim çocuklar” birtakım kadınlara –ki bu kadınların bir kısmının ne olduğu belirsiz, anarşik durumlarla bağlantılı, bir kısmı zaten Natasha ya da hırsız- bazı davranışlarda bulunmuşlar. Ne var yani? Bu durumu büyütmek vatan evlatlarımızı incitir. İncitir mi?
Kuşkusuz kadın haklarının, insan haklarının, adaletin ve demokrasinin incinmek bir yana paramparça edilmesinin yanında bu vatan evlatlarının duyguları da incinir.
Bu ülkede, dünyanın her yerinde olduğu gibi, hak ihlalleri karşısında Ahmet Amca gibi perdeyi kapatmak yerine sesini yükseltmeyi seçerek mücadele edenler de var. Eren Keskin de bu mücadelede sesini yükseltme cesaretini ve onurunu gösterebilmiş kadınlardan biri. Ve bu nedenle yargılanıyor, bu nedenle susturulmaya çalışılıyor, bu nedenle tehdit ediliyor, bu nedenle taciz ediliyor.
Bizler de bu mücadelede Eren Keskin’in yanındayız. Perdeleri kapatmıyor, inadına cama çıkıyoruz…
FKÇ’den Ayten
28.04.2006 |
Sevgili Arkadaşlar,
Eren Keskin’le dayanışma içinde olan kadınlar;
Eren Keskin’in başına gelenleri büyük üzüntüyle öğrendik. Eren Keskin’le dayanışıyoruz ve onun için yapacağınız tüm çalışmaları destekliyoruz.
Tüm ülkelerde kadına yönelik şiddet tırmanıyor ve yoğunlaşıyor;
şiddet biçimleri daha gaddar hale geliyor. Ve bu zorlu zamanlarda, ister diktatörlük ister demokrasi olsun, ulus devletler ve hükümetleri ataerkillik ve yükselen militerleşmeyi hiçbir zaman artan şiddete (ve kadına yönelik şiddete) bağlamıyor.
Size ‘Asian Women’s Human Rights Council’, ‘El Taller International’ ve ‘Courts of Women’ adına yazıyorum.
Daha fazla yüreklilik temennisi ve en iyi dileklerimizle...
Corinne Kumar
Uluslararası Koordinatör
Courts of Women
21.04.2006 |
Sevgili Eren Keskin,
Senin çalışmaların olsun, diğer değerli arkadaşlarının çalışmaları olsun; hepsi çok değerlidir. Sizler, zifiri karanlıkta insanın yolunu aydınlatan ve içimizde yarına ait umutları büyüten kutup yıldızı gibi parlıyorsunuz ufkumuzda. İyi ki sizler varsınız.
Bu yalancı, korkak, kalleş, riyakar ve hain zulüm makinesi, bu "demir ökçe" bir gün mutlaka tarihin çöplüğüne atılacak ve Hitler, Mussolini, Franko ve Pinohsett rejimleri gibi bir gün lanetle anılacaktır, bunda şüphesiz en büyük emek sizlerin olacaktır.
Sizlerin o yiğit ve kararlı duruşunuz sayesinde Anadolu ve Mezopotamya'nın mazlum halkları barış içinde, dostça yaşamayı öğrenecekler ve birbirlerinden korkmadan; yalansız, dolansız ve dosdoğru bir gelecek kuracaklardır.
Bu duygularla Seni ve tüm arkadaşlarını yüreğimin en sıcak köşesine alıyor ve evrensel hukuk değerlerinde bir kararla suçsuzluğunuzun teslim edilmesini diliyorum sevgili BARIŞ YILDIZI!
AR Akkuş
21 Nisan 2006 |
Sayın Eren Keskin,
Uluslararası Kürtler için İnsan Hakları Merkezi (IMK) olarak ile tutuklanmanızı şiddetle kınar ve sizinle beraber olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Sizin gecen Kasım ayında tutuklanmanız konusunda bir basın açıklaması yapıp tutuklandığınızı o zamanda protesto etmiş ve Avrupa kamuoyunu sizinle dayanışmaya ve Türkiye Hükümeti nezlinde Kopenhagen kriterlerinin hayata geçirilmesi için caba sarf etmeye davet etmiştik.
Bu gün "Kadınların Eren Keskin'le Dayanışma Ağı' nın" hazırladığı dayanışma metnini tüm üye ve dostlarımıza dağıtıp sizinle dayanışma içinde olmaları konusunda çağrıda bulunduk.
Özgürce ve baskının olmadığı, halkların kardeşçe beraber yasadığı bir ülke için ortaklasa verdiğimiz demokratik mücadelenin bir gün başarılı olacağına olan güvenimizle
Saygılarımızı iletiriz.
Ass. Prof. Dr. Hüseyin Bektaş / IMK Başkanı
19.04.2006 |
Eren Keskin, yıllardır insan hakları ve kadın hakları için çalışmalar yapan ve mağdur kadınlara hukuki yardım sunan bir kadındır.
2002 yılında Yurtdışında yaptığı bir konuşma nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ve yargılama sonucunda cezalandırılmıştır. Cezalandırılmasının nedeni düşüncesini ifade etmesidir. Cezanın niteliği de o kadar önemli değildir. Sonuçta Eren Keskin’e düşüncesini ifade ettiği için bu ceza verilmiştir. Suçu düşünmek ve ifade etmektir. Ne yazık ki en temel insan hakkı cezalandırılabilmektedir.
Kaldı ki salt düşüncesini ifade etmemiş, hukuki yardımda bulunduğu cinsel şiddet mağduru kadınların anlatımlarını ortaya koymak istemiş ve faillerinin bulunup cezalandırılması için çalışmıştır.
Düşünce ve ifade özgürlüğü en temel İNSAN HAKKIDIR. Hiçbir düşünce tabularla engellenmemelidir ve bu düşünceyi açıklamak demokratik toplumlarda suç olamaz, olmamalıdır. Gerçek demokrasi her kesin hak ve özgürlüğüne saygılı olmak ve size en ters gelen bir düşünceye dahi saygı göstermek ile var olabilir. Ancak ne yazık ki bu ifadeler anayasalarda kalmakta yasalara ve uygulamaya yansımamaktadır. Yeni Ceza Kanununun eskisine göre daha çağdaş ve farklı olması amaçlanmışken, 301 maddenin tüm düşünce ve ifade açıklama eylemlerine uygulanarak cezalar verilmesi eski yasa ile arasında bir fark bulunmadığını yansıtmıştır. Ayrıca son günlerde, Terörle Mücadele Yasası adı altında yeni ve çok daha ağır cezalar öngören yasa taslaklarının hazırlanması ifadenin özgürleşmesi bir yana insanların düşünmelerini dahi engellemeyi amaçlamakta. Böyle bir tabloda daha fazla düşünmek daha fazla ifade etmek ve farklı sesleri daha fazla çıkarmak gerekli.
Aslında yasalarla ve uygulamayla istenilen düşünmeyen, sorgulamayan, hak istemeyen bir toplum yaratmak. Özellikle de mevcut sistemde, kadınların düşünmeleri ve bunu ifade etmeleri çok daha tehlikeli. Çünkü kadınlar genelde antimilitaristtir, çünkü savaşlar en fazla kadınları yakıyor. Kadınlar savaşta tecavüze uğruyor, işkence görüyor, çocuğunu kaybediyor, yoksullaşıyor. Bunlar gerçek ve siz gerçekleri ifade edince eğer bu suç oluşturuyorsa belli ki birileri SAVAŞLARI seviyor; tecavüzü değil, düşünceyi suç sayıyor.
Eren Keskin’in de yaptığı çalışmaları anlatırken düşüncesini açıklamıştır. Kimseye hakaret etmemiş, en temel insan hakkını kullanmıştır. Kimseyi suç işlemeye, düşmanlığa ve savaşa teşvik etmemiştir. Tacizi ve tecavüzü kınamıştır. Acaba bunun tam tersini yapsaydı, tecavüz faillerini övseydi ne olurdu? Suçlu kim, tecavüz eden ve şiddet gösteren mi? Yoksa şiddete karşı olan ve bu yöndeki düşüncelerini, savaş değil barış isteyen insanlar mı?
Uğur Demirci / 16.04.2006
|
Eren Keskin, katıldığı bir panelde Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu'nda yaptığı çalışmaların sonuçlarını aktarırken devlet kaynaklı cinsel şiddetten bahsediyor. Daha sonra TSK ve Necla Arat, Eren Keskin'le ilgili suç duyurusunda bulunuyor.
Bunun ardından, kısa bir süre önce Eren Keskin hapis cezasına çarptırıldı. İşlediği 'suç'un gerekçesi şu: 'Ordunun manevi şahsına hakaret'.
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu, Türkiye'de bu konuda çalışma yapan tek kurum. Gözatında cinsel şiddete maruz kalan kadınların başvurabileceği ve ücretsiz hukuksal destek alabileceği bir yer olduğundan, yapılan çalışmalar oldukça değerli. Bu çalışmalar aynı zamanda militarizm ve cinsiyetçilik arasındaki sıkı ilişkiye dair de önemli veriler sunuyor. Eren Keskin Türkiye'de bu çalışmaların aktif yürütücüsü olduğu için oldukça önemli ve cesur bir kadın. Eren Keskin'in feminist ve antimilitarist duruşunun Türkiye'de demokrasinin yerleşmesini istemeyen güçleri ürküttüğü açıkça ortada. Çünkü şu anda düşüncelerinden dolayı hapsi isteniyor.
Eğer Türkiye'de demokratik bir açılım isteniyorsa, yapılması gereken şey, Eren Keskin'in çalışmalarının değerlendirilmesi, ve ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesidir.
Kadınlar olarak yaşamın her alanında şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Bu şiddet biçimlerinin bir tanesi olan gözaltında yaşanan şiddeti deşifre eden Eren Keskin'i tüm kadınların desteklemesi gerektiğini düşünüyorum.
Feminist Kadın Çevresi'nden Didem
16.04.2006
|
Devletin, erkek, militer, tacizci yüzü... İnsan hakları savunucusu Eren Keskin'in devlet kaynaklı cinsel şiddeti açıkladığı rapor yüzünden ceza almasını, tüm kadınlara yönelik önemli bir tehdit olarak görüyoruz. Mor Çatı, erkek şiddetini çok yakından tanıyan bir yapı. Kurulduğu günden bu yana neredeyse 15 bin kadının yaptığı tanıklık, bu şiddetin alabileceği boyutlar konusunda önemli bir kaynak oluşturuyor. Devletin kadınları yönetim kademelerinden dışlayan, güç kullanmayı, militarizmi, milliyetçiliği
yücelten yapısı erkek egemenliğini de besliyor, erkek şiddetini meşru kılıyor. 222 kadının gözaltında ya da cezaevinde yaşadıkları toplumsal cinsiyet temelli şiddeti açıklamalarını, uğradıkları tecavüzü, tacizi dile getirmelerini çok önemli buluyoruz. Bunun uzerine
gidilmesi, tartışılması, sorumlularının hesap vermesi gerekirken, Eren Keskin'in ceza alması
hiç birimizin güven içinde olmadığını ortaya koyuyor. Kadına yönelik şiddet bu yolla gizlenmeye, örtbas edilmeye çalışılıyor. Biz Mor Çatı olarak Eren Keskin'le ve raporunda tanıklık yapan kadınlarla dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz.
Mor Çatı
13 Nisan 2006
|
Cesur Yürekli bir insan hakları savunucusuna,
Eren Keskin'in susturulamayacağını anlatmaya gerek yok. O her zaman doğru bildiğini söyledi ve söylüyor. Bunu ona ceza verenler de biliyor ve bir gün gelecek onlar bundan utanacaklar. Çünkü o, bugün Türkiye'de başbakanlık koltuğunda oturanın da bir dönem mağdurları arasında olduğu düşünce 'suçluları' için mücadeleden, yargısız infazlara, köy ve kasaba boşaltmalarına, cinsel taciz ve tecavüzlere kadar geniş bir alanda hep başı dik doğru bildiğini yaptı ve halen de yapıyor. Ama kendi ceberrut geçmişi ile bir türlü hesaplaşma cesareti göstermeyenlerin cumhurbaşkanı, başbakan veya bakan olabildikleri bir toplumda Eren Keskin ve onun gibileri her zaman susturulmak istendi ve isteniyor. Onun cesur tavırlarına, 12 darbesi sonrası Kürt basınının kardeleni Medya Güneşi davalarında avukatımız olduğu zaman bizzat şahit olduğum Eren Keskin'le temiz ve özgür bir yaşam ve gelecek için dayanışma içinde olmak bu yüzden önemlidir. Bu vesileyle dayanışma kampanyasını başlatan ve sürdürenleri kutluyorum, cesur yürekli Eren Keskin'in onurlu tutumunu desteklediğimi belirtmek istiyorum.
Osman Aytar
Sosyolog /Stockholm Üniversitesi – Isveç
13 Nisan 2006 |
|
Bu ülkede; tüzüğünde ‘anadilde eğitimi savunur’ ifadesi olduğu için sendikalara kapatma davası açılır.
Bu ülkede; ayrı bir dili, kültürü olanlara sen Türksün denilir.
Bu ülkede; ‘yaşanan savaşta binlerce kadın tecavüze uğradı’ diyenler yargılanır cezalandırılır.
Bu ülkede; cezalandırılıp, yargılananlara binlerce kadın sahipte çıkar, sözünün arkasında durur.
Militarizmin öldürdüğü, tecavüz ettiği, mağdur bıraktığı binlerce kadın sana ‘zarfsız kuşlar’ gönderiyor görüyor musun?
Militarizmin karşısında senin yanındayız.
Eğitim Sen Bursa Şube Yönetim Kurulu Üyesi
|
EREN KESKİN DEĞİL, TECAVÜZCÜLER YARGILANSIN!
Kadına yönelik şiddete karşı, kaynağı neresi olduğuna bakmaksızın sesini yükseltmekten çekinmeyen Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu’nun kurucusu Eren Keskin, 2002 yılında Almanya’nın Köln kentinde gerçekleşen ‘Kadın Hakları Eşittir İnsan Hakları’ başlıklı konferansa katıldı ve devlet kaynaklı cinsel şiddetle ilgili başvurulardan elde ettiği verileri kamuoyuyla paylaştı. Ancak yaptığı konuşmada ‘ordunun manevi şahsiyetine hakaret ettiği’ gerekçesiyle Genelkurmay Başkanlığı ve Prof. Necla Arat tarafından yapılan suç duyusu üzerine Kartal 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, hakkında dava açıldı. Dava, 2006 Mart’ında Eren Keskin’in 10 ay hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandı. Mahkeme, hapis cezasını 6000 YTL para cezasına çevirdi. İfade özgürlüğü ihlal edilen Eren Keskin, bu para cezasını ödemeyeceğini, özgürlüğünün satılık olmadığını açıkladı.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir savaş stratejisi olarak kullanılan cinsel işkenceye maruz kalan ve güvenlik güçlerinden çekindikleri için işkencenin faillerinden hesap soramayan kadınlar var. Bu gerçeği açığa çıkarmaya ve kamuoyunda tartışma zemini oluşturmaya çalışan bir insan hakları aktivisti bir kadın bu kez de Başbakanın böyle sonuçlanmış bir tek dava yok bu maddeden demesine rağmen, TCK’nın 301. maddesiyle 10 ay hapis cezasına çarptırılıyor. Kadınlara uygulanan şiddetin failleri konusunda açıklamalar yaptığı, elindeki somut bilgi ve bulguları kamuoyuyla paylaştığı için...
Eren Keskin nasıl “ordunun manevi şahsiyetine hareket etti”!. Hukuksal yardım için başvuran 222 kadın, değişik yerlerde, kimisi askerin, kimisi polisin cinsel şiddetine, tecavüzüne maruz kalmıştı. Bu başvuruların bir kısmının davası halen devam ediyor, bazıları AHİM tarafından Türkiye”nin mahkumiyetiyle sonuçlandı. Mağdur kadınların bazıları davasının bittiğini göremeden cezaevinde öldü, kimisi dayanamayarak intihar etti. Kimisi tecavüzü açıkladığı için öldürüldü.
Ortada 222 başvuru var. Kimisi askerin, kimisi polisin tecavüzüne maruz kalmış. Ordunun manevi şahsiyeti Eren Keskin bunları açıkladığı için mi zedelenir, yoksa suçluları koruyarak bu gerçekleri açıklayan Eren Keskin’e ceza verildiğinde mi zedelenir?
Kendini militarizmin güçlü kollarına sığınarak var etmeye çalışanlara karşı kadınlar sözümüz var, Eren Keskin değil tecavüzcüler yargılansın diyoruz.
Bu baskılarla, cezalarla biz kadınlar susmayacağız. Eren’in özgürlüğü satılık olmadığı için Eren bu cezayı ödemeyecek. Eren Keskin’le Dayanışma için yanyana gelen biz kadınlar, bu tavrı sonuna kadar destekliyor, haklı buluyoruz ve Eren’in suçlu olmadığı ilan ederek, hep birlikte bu bozulmuş düzenini gösterircesine bozuk 1’er YTL’lerle Eren’i cezaevine vermeme hakkımızı kullanacağız.Biz Sosyalist Demokrasi Partili Kadınlar olarak militarizme, devlet kaynaklı cinsel şiddete karşı Eren Keskinle dayanışmamızı sürdüreceğiz.
SDP merkezi kadın koordinasyonu / 11.04.2006
|
Eren Keskin'in Suçu: Sessiz Kalmamak!
İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Eren Keskin "ordu'ya hakaret, devletin kurumlarına hakaret, Türklüğü ve devletin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif" gibi muğlak ve ne yana çekersen gider ifadelerle dolu olan şu son zamanların meşhur TCK 301. maddesine dayandırılarak, sırf fikirlerini ifade ettiği için hapis cezası aldı. Keskin’in bu cezayı almasına neden olan şey ise kendisinin de kurucusu olduğu Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu'na yapılmış olan başvurular sonucu elde edilen verileri kamuoyuyla paylaşmak ve bu ülkede özellikle Kürd kavimden kadınlara karşı devlet merkezli cinsel şiddetin boyutlarını ifşa etmek.
Eren Keskin tanıdığımız kadarı ile içerisinde yaşadığımız haksız hukuksuz uygulamalara karşı kendi zaviyesinden tavır almayı ilke edinmiş biri. Keskin, yaşadığımız ülkede ve dünyamızda gördüğümüz zulmün taraftarı olmaktan kaçınan, zalimlere karşı tavır alan insanlardan biri.
devamı için tıklayın
http://www.haksoz.net/modules.php?op=modload&name=News&file=article&sid=1326&topic=11
Abdullah Sayar – 10.04.2006
abdullah_sayar@yahoo.com |
Gözaltında taciz ve tecavüz, bu ülkede yaşanan en trajik ve üzerine gidilmesi zorlu bir konuydu. Bunun için kocaman bir yürek gerekirdi. Bu kocaman yüreğinden ötürü eren'i destekliyorum
fatma nevin vargün
10.04.2006
Bu memlekette ve dünyanın her yerinde, Eren Keskin gibileri olduğu için geleceğe ilişkin bir umut taşıyabiliyoruz içimizde. Çünkü daha iyi bir hayat, ancak egemenlere karşı çıkabilme iradesini göstermekle mümkün. Bizlere düşen de bu bireysel çıkışların arkasında durmak, onları yalnız bırakmamak, verdiğimiz destekle onların çıkışlarından bir dalga yaratabilmek.
Ayşe Günaysu
10.04.2006
Barış için atılan her adım, özgürlük için söylenen her söz, güzel günler için verilen her mücadele Eren Keskin'le…
jin,jiyan,azadi.
Ayşen Aysuna
10.04.2006
Kendi gölgesinden bile korkar hale getirilen insanların yaşadığı bir toplumda, korku tünelini andıran yaşamlara inat, belki de kendine rağmen 'durabilme' eylemlerine destek olmak için...
Kazanmak, haklı olmak değildir çoğu zaman, hele ki türkiye gibi bir mekanda.
eren keskin'in eyleminin yanındayız.
Ebru Yıldırım
10.04.2006
Bizler, emekten-barıştan-demokrasiden-özgürlüklerden yana olanlar, insan hakları savunucuları ve kadınlar olarak Eren Keskin'i militarizme, şovenizme, erkek egemen sisteme karşı yürüttüğü onurlu mücadelesinde yalnız bırakmayacağız. İşledikleri onlarca insanlık suçuna rağmen yargıdan muaf olanların gücü Eren'i mahkûm etmeye yetmez. Ama onlar tarihin muhakemesinden kaçamayacaklar. Eren'in mücadelesi mücadelemizdir. Bu mücadelede dile getirdiği doğruları dile getirmek suçsa eğer, ben de bu suçun ortağı olmaya hazırım.
Av. Ayşe Batumlu/BURSA
10.04.2006
Elbet bir bildiği vardır
Bir kaçağa çay sunan Kürt kadınlarının...
Elbet vardır bir bildiği elleri, gözleri, ağızları bağlı olanların...
Elleri, gözleri, ağızları bağlıların, sesi olanların ödemesi gereken bedeller olduğu gibi bu ülkede!
Bilmelisin ki tek değilsin tacize tecavüze maruz kalanları açıkladığın için seni yargılayanlar cezalandıranlar bilmelidir ki binlerce kadın haykırıyor 'savaş tecavüzdür' diye
Buradan haykırıyoruz biz GÜNYÜZÜ'lü kadınlar ‘militarizmin karşısında Eren'in yanındayız .’
GÜNYÜZÜ KADIN DAYANIŞMA KOOP.
10.04.2006 |
EREN KESKiN ;
Mağdur Kadınları Proje Argümanı Olmanın Ötesinde; Feminist Hareketin Öznesi - Kapitalist Saldırının
İstatistik-i Karsı Bildirimi Halinde Dillendirdin. Bunun için seni tekrarlayarak destekliyoru(m)z.
Aysen Hadimioğlu EKD Ankara
09.04.2006
Toplumsal cinsiyetin, kadın ezilmişliğin, kadınlara yönelik şiddetin militarizmle arasındaki dolaysız bağlantısının en önemli örneklerinden biridir Eren Keskin’in yargılanması...
Sevgili Eren, militarizme dokunduğunda, hem umudun, inadın, mücadelemizin hem de militarist gerçeklerin çirkin yüzüyle tecavüze, şiddete uğrayan kadınların sesi oldu.
Şemdinli’de kendi yasalarını bile hiçe sayarak giriştikleri eylemleri sırasında suçüstü yakalananlar, dokunulmazlık zırhıyla yargıdan kaçmakta beis görmezken, yüzlerce askerin, polisin tecavüzüne uğramış kadınların sesi olduğu, bu gerçekleri dile getirdiği için Eren Keskin şahsında tüm kadınlar susturulmak isteniyor...
Oysa bilmeliler ki, simdi Eren’lerin çoğaldığı bir gündeyiz. Çünkü artık dört bir yanda adlarımız, leyla, aslı, esra... değil hep beraber Eren Keskin’iz. Yanındayız, seninleyiz. Bu ülkede yargılanması gerekenler sevgili Eren emin ol kadınların bu verdiği kararlı mücadele sonucunda paşa paşa yargılanacaklar.
Ayla Yıldırım
09.04.2006
|
Tüm Kötü Olasılıklara Rağmen
Türkiye’de İnsan Hakları Aktivizmi
Khatching Mouradian, 5 Nisan 2006
Türkiye İnsan Hakları Derneği İstanbul İl Başkanı Eren Keskin, 22 Mart’ta, İstanbul’da bir basın toplantısında “İfade özgürlüğümü para ödeyerek satın almayı reddediyorum.” dedi. Birkaç gün öncesinde bir Türk mahkemesi Keskin’i, devletin ordusuna hakaret etmekten 10 ay hapis cezasına çarptırmıştı. Karar daha sonra 6000 YTL para cezasına çevrildi. Eren Keskin bunun yerine hapse gireceğini söyleyerek parayı ödemeyi reddediyor. Ayrıca üstüne basarak şöyle söylüyor: “Hâkim güçlerce hukuksuz olarak yasaklanan düşüncelerimi yazılı ve sözlü olarak ifade etmeye devam edeceğim; çünkü değişmesi gerekenler biz değiliz onlar.”
devamı için tıklayın... http://www.zmag.org/Turkey/km050406.htm
ingilizce orijinal metin: http://www.zmag.org/content/showarticle.cfm?ItemID=10043
|
İnsan hakları aktivisti Eren Keskin’in şahsında, Türkiye’de mağduriyetlere adanmış bir hayatın nasıl açıkça mağdur edildiğini görüyoruz. Dolayısıyla, Eren Keskin’le dayanışmanın Türkiye’deki insan hakları faaliyetleri ile hem dayanışma hem buluşma anlamına geldiğini kesinlikle söyleyebilriz.
Özellikle ordu siyasetine hükmeden güçlerin baskısıyla, devletin insan hakları aktivizmini suç gören anlayışının aşılamamış olması bir yerde şaşırtıcı değildir. Son olarak Diyarbakır’da Kürt ezilenleri isyan ederken, çocuk ve kadınların eylemlerde öne çıkmasını kınamakla kalmayıp çocuk katlini mazur gösterdiğine de tanıklık etmedik mi? Çocuk katlini mazur gösterenlerin çocuk hakları diye bir şeylerin olduğunu söyleyen, söylemekle yetinmeyip bir de hak arayışı içine giren insan hakları aktivistlerini sindirmeye çalışması gayet tutarlı bir yaklaşımdır. Sorun şurada ki, bu tutarlılıkta insan haklarının kırıntısı dahi yok; insan haklarını reel-politikanın kirli dünyasında paçavraya çevirme gayreti var.
İnsan hakları aktivisti kimliğini kadın kimliğiyle birlikte dokuyan Eren Keskin yalnızca resmi iktidar yapılarının baskısı ile karşı karşıya kalmadı. Medya kuruluşlarından yargı organlarına bir kuşatmanın örgütlendiği ve kadınlığını aşağılayan yaklaşımları da göğüslemek zorunda kaldığı görüldü. Bu da yetmedi, insan hakları mücadelesinin hizmetine sunduğu avukatlık mesleği bitirilerek muhtaç hale getirilmek istendi. Bu durum karşısında, avukatların meslek örgütü olan ve üyelerinin uğradığı hak ihlallerini gündemine alması beklenen Türkiye Barolar Birliği’nin ciddi bir dayanışma örgütlemesi beklenirdi. Fakat, dayanışma bir yana, İstanbul Barosu insan haklarına adanmış hayatıyla örnek alınması gereken bir hukukçu aydına karşı ek soruşturmalar açarak baskı cenderesini daha da daraltma gayreti içine girdi. Bunlara ek olarak, ölüm ve saldırı tehditlerine uğramak İHD aktivistlerinin gündelik hayatlarının bir parçası haline gelmiştir.
İstanbul İnsan Hakları Derneği’ne yalnızca bir günlüğüne uğrayan bir kişi, siyasal, adli ve sosyal mağduriyetlerin çeşitliliği ve çokluğu karşısında şaşıracaktır. Daha da şaşırtıcı görünecek olan, çok az sayıda insan hakları aktivistinin bu çeşitlilik ve çoklukla başa çıkma çabasıdır. Türkiye’de insan hakları aktivizmi henüz kahramanlık çağını atlatabilmiş ve yaygın-katılımcı bir kültürün konusu haline gelebilmiş değildir. Eren Keskin’le dayanışma amaçlı düzenlenen kampanya, bu kültürün edinilmesi için de ihtiyaç duyduğumuz bir etkinliktir.
Ömer F. Kurhan, editör ve tiyatrocu, 05.04.2006
|
AB'ye Güvenip de Sakın...
Kartal 3. Asliye Ceza Mahkemesi, İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin'i, Almanya'da yaptığı bir konuşmada eleştiri sınırını aştığı için 10 ay hapse mahkum etti. Savcı iddianamelerine daha dikkat eder olduk. Meğer AB ile AİHM'ye de güvenmemeliymişiz.
Radikal
05/04/2006 Yıldırım TÜRKER
devamı için tıklayın.. http://www.bianet.org/2006/04/05/77247.htm
|
Eren Hanıma verilen cezayı kınıyor, devrimci mücadelesini, yiğitliğini, engin yüreğini sevgiyle selamlıyorum. Türkiye tarihine onurlu duruşuyla ismini yazdıran Eren Hanımın özgürlüğü kısıtlanamaz. Bu zor görevinizde hepinize başarılar diliyorum.
Doğugülü
25 Mart 2006 |
|