Kadınlar, dayanışmaya! Bu kez, Eren Keskin!...Bugün değilse ne zaman?...Sen değilsen kim?...Kadına yönelik şiddete son!...Savaşı reddediyoruz!...Birlikte güçlüyüz!...Devlet elini bedenimden çek!...Savaş suçluları cezalandırılsın!...Kararımız, kesin! Yanındayız Eren Keskin! ...Susma! Sustukça sıra sana gelecek!...Kadın ve İnsan Hakları İçin 1 YTL de Sen Ver!...Eren Keskin'i destekliyorum!...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EREN KESKİN’DEN AÇIKLAMA


Av. Eren Keskin kampanya süresince toplanan 7000 YTL’yi Mor Çatı Kadın Sığınma Evi ve İstanbul İHD’ye bağışladı ve tekrarladı: İfade özgürlüğümü para ile satın almayacağım.

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze karşı Hukuki Yardım Projesi kurucularından Avukat Eren Keskin’e 2001 yılında Almanya’da düzenlenen bir konferansta, proje mağdurları ve savaş koşullarının yol açtığı suçlar ve mağduriyetlerle ilgili konuşması sonucu, TCK 301. maddeden açılan dava, Mart ayında 10 ay hapis cezası ve bedeli olarak 6000 YTL para cezasıyla sonuçlanmıştı. Bu karardan sonra bir araya gelen kadın kurumları “Kadınların Eren Keskin’le Dayanışma ağını örgütledi ve iki koldan ilerleyen bir kampanya başlattı. İnternet sitesi üzerinden ilerleyen imza kampanyasında mahkeme kararını protesto 9573 imza toplandı. Ayrıca Eren Keskin’e verilen cezanın bedeli 1’er YTL’ler halinde kampanya katılımcılarından toplandı. Ancak Eren Keskin dava süresi boyunca kendisiyle dayanışma içinde olan tüm kadın kurumlarına ve kampanya katılımcılarına teşekkürlerini iletti ve mahkemenin özgürlüğünün bedeli olarak karşısına koyduğu bu maddi bedeli ödemeyi düşünmediği belirtti ve kampanya süresinde toplanan parayı Mor Çatı Kadın Sığınma Evi ve İstanbul İnsan Hakları Derneği’ne bağışladı.

Eren Keskin’in bu kararını 30 Mart 2007 tarihinde İstanbul İnsan Hakları Derneği’nde düzenlenen bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu.

 

Basın Açıklaması’nın Metni:

Eren Keskin’in açıklaması:

Geçtiğimiz yıl Kartal Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Türk Ceza Kanununun 301. maddesi gerekçe gösterilerek 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştım. Ve bu ceza 6.000 YTL para cezasına dönüştürülmüştü.

O tarihlerde, düşünceleri için para ödemenin adeta kişinin devlet tarafından beğenilmeyen düşüncelerini para ile satın alınması olduğunu söylemiş ve bu cezayı ödemeyerek 10 aylık hapis cezasını çekmeyi tercih ettiğimi kamuoyuyla paylaşmıştım. Söz konusu dosya şu anda Yargıtay dadır. Daha sonra Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi tarafından da aynı gerekçe ile 5 ay daha hapis cezası ile cezalandırıldım. Bu dosya da Yargıtay’dadır. Ayrıca, hakkımda devam eden 8 ayrı dava ve birçok soruşturma bulunmaktadır.

Benim mahkeme tarafından cezalandırılmamın ardından Feminist Kadın Çevresi öncülüğünde birçok kadın örgütü ve bireysel olarak birçok kişinin katılımı ile hakkımda bir dayanışma kampanyası düzenlendi. Bu kampanya son derece önemli olup asıl hedefi düşünce ve ifade özgürlüğünü tartıştırmaktı. Bu kampanya ile ayrıca herkesten 1 YTL para toplanarak, bana verilmiş olan para cezasının değeri kadar bir para oluştu. Ayrıca, binlerce imza toplandı.

Benim için, böylesine bir kampanya düzenleyip vakitlerinin büyük bölümünü bu işe harcayan arkadaşlara büyük bir şükran borçluyum. Ancak, para cezasını ödememekte kararlıyım. Bu nedenle kampanyayı düzenleyen arkadaşlarında bilgisi ve onayı dahilinde toplanan paraların yarısını İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’ne (Kadın çalışmalarında kullanılmak üzere) yarısını da Mor Çatı Kadın Sığınma Evine bağışlıyorum.

Ancak, bir kez daha Kamuoyu huzurunda suç sayılan düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Öncellikle düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki tek engel T.C.K 30l. Maddesi değildir. Birçok kanunda, birçok madde düşünceyi ifade etme hakkını engellemektedir. Ve en başta da darbe Anayasanın kendisi en büyük engeldir.

Türkiye’de gerçek bir düşünce ve ifade özgürlüğünün yaratılabilmesi için Ordunun iç ve dış politika üzerindeki egemenliğinin, yasama, yürütme, yargı kurumları ve büyük medyanın militarizme olan bağımlığının son bulması gerekmektedir. Ben Türkiye’nin militaristler tarafından yaratılmış kırmızı noktaları olan Kürt sorunu, Ermeni soykırımı, Kıbrıs sorunu ve türban sorunu gibi konularda tamamen militaristlerden farklı düşünüyorum ve düşünmeye de devam edeceğim. 30.3.2007

 

Mor Çatı’dan Zelal Yalçın:

Kadına yönelik şiddetin dünyadaki ve Türkiye’deki en çarpıcı göstergelerinden biri tecavüzdür. Sindirme ve yıldırmanın bir aracı olarak tecavüzün emniyet güçleri tarafından da kullanılabileceğine tanık olmaktayız. Sayın Eren Keskin gözaltında bulunduğu süre içinde tecavüze uğradığını belirten pek çok kadınla görüşme yapmış ve bu görüşmelere dayalı çok önemli bir inceleme sunmuştur. Bu çalışmaların incelenmesi, sorumluların cezalandırılması gerekirken cezalandırılan maalesef yine kadınlar ve bu çalışmayı yapan, deşifre eden Eren Keskin olmaktadır. Bu yaklaşım aile içi şiddetle ilişkili olarak sık sık bizlerin de karşısına çıkmakta. Yetkililer tarafından çoğu kez göz ardı edildiği için erkek şiddetinin kadınların ölümüne, sakat kalmasına neden olduğu bir çok olayla karşı karşıya geliyoruz. Bize göre koca dayağı gibi gözaltında tecavüz de erkek şiddetinin bir parçasıdır. Kimi zaman yasalar, kimi zaman yasaları uygulayanlar tarafından korunmakta. Erkek şiddetine karşı mücadelenin kadın dayanışmasından geçtiğini düşünüyoruz. Bu bakımdan Eren Keskin’le dayanışma içinde olan tüm kadınların topladığı bu rakamı biz de kadın dayanışması adına kabul ediyoruz.

 

İHD İstanbul Şubesi’nden Nagihan Bayram:

İHD İstanbul Şubesi olarak Eren’in bu kararının gözden geçirmesini talep etmekteyiz. Bu karardan sonra bu paranın da buraya verilmemesini temenni etmekteyiz. Eren Keskin şube başkanımız olmasa bile her zaman sıkıştığımızda yanımızda olan bir arkadaşımız. Kendisine sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Feminist Kadın Çevresine de çok teşekkür ediyor; saygılar sunuyoruz.

 

Feminist Kadın Çevresi’nden Ayşan Sönmez:

Eren Hanım’ın Almanya’da yaptığı konuşma sonrasında böyle bir ceza aldığını duyduğumuzda meseleyi iki boyutuyla ele aldık. Birincisi Eren Keskin’e 301. maddeden dava açılmıştı. Bu dava düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik doğrudan bir saldırıydı. İkincisi Türkiye’de cinsel taciz tartışılabilir bir konu ancak söz konusu olan devlet kaynaklı cinsel taciz olduğunda bir suskunluk yaşanıyor; bu olay görmezden geliniyordu. Eren Keskin cezalandırılarak duyulmak ve konuşulmak istenmeyenlerin üstü örtülmeye ve unutturulmaya çalışılıyordu. Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu 10 yıldır cinsel şiddetin çok da konuşulmak, görülmek istenmeyen bir yönü üzerinde cesurca mücadele ediyor. Burada hayli ciddi rakamlara ulaşan kadın mağdur sayısı -son sayı 238’di- gözaltında ya da hapiste cinsel şiddete ve tecavüze uğradığını dile getirerek hukuki yardım talep etmişti. Bugün böyle bir gerçekliğin var olduğunu dile getirenler cezalandırılıyor ve mağduriyetler reddediliyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Kadına yönelik şiddette devlet eliyle işlenmiş suçların da tartışmaya açılması gerektiğini düşünüyoruz. Mağdurlar dinlenmeli ve suçlular cezalandırılmalı.
Biz kadına yönelik şiddetin her türlüsüne karşı çıkan, bu konuda kadınlarla birlikte dayanışma içinde olmaya çalışan ve bunu teşvik eden feminist bir sivil toplum grubuyuz. Kadınların Eren Keskinle Dayanışma Ağı içinde diğer pek çok kadın grubuyla birlikte yer almamızın nedeni, bu çalışmanın desteklenmeye değer bir çalışma olduğunu düşünmemizdir. Eren Keskin’in bu çalışmalar sonunda ceza almasını ve cezaevine girmesini protesto etmek için bu kampanyayı başlattık. Cezaevine girmesini istemedik; hala da istemiyoruz. Sonuçta toplanan bedelin tasarrufu Eren Keskin’indir. Kararı bu miktarın Mor Çatı Kadın sığınma evi ve İHD’nin kadın çalışmalarına bağışlamasıdır. Onun kararına saygı gösteriyoruz.

 

Mor Çatı’dan Fatma Mefkure:

Mor Çatı Gönüllüsü: Bu kampanya benim için çok önemli ve değerliydi. Neden bu kampanaya içinde olduğumu kendime sorduğumda “Destekliyorum” dedim. Ama sadece bu değil. Ben de bu işi yapıyorum, başka alanda aynı suçu işliyorum. Dayanışmanın da ötesinde ben bir suç ortağı olarak buradayım. Bu suçu işlemeye ben de devam edeceğim.

Eren Keskin:

Türkiye’de bizle konuşulmayan şeyleri, konuşulması yasak olan şeyleri konuştuğumuz için ceza alıyoruz. Düşüncence özgürlüğünün de anlamı bu. Edward Said’in çok güzel bir sözü var. Diyor ki: “Entelektüeller kriz çözmez; kriz çıkarır.” Bizim topraklarımızda entelektüeller sistemin krizlerini çözmeye çalışıyorlar. Oysa kriz çıkarmak gerekiyor. Aslında kriz var ortada ancak; insanlar bu krizi bir şekilde yamalamaya çalışıyorlar. Böyle yapmayanlar da zaten yargılanıyor ya da baskı görüyorlar.