|
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu hakkında
1. Kadına yönelik devlet kaynaklı cinsel şiddet – Tabipler Odası Paneli – Av. Eren Keskin
2. Cinsel işkencede yıllık döküm – 15.06.2004
3. İstatistik raporu – Mart 2006
4. Magdur Hikayeleri
KADINA YÖNELİK “DEVLET KAYNAKLI” CİNSEL ŞİDDET
1987 yılından 1995 yılına dek, hep siyasi davalar girdim ve siyasi davalara giren her avukat gibi ben de, işkence gerçeği ile yüz yüze kaldım. Ancak 1995 yılının Haziran ayında bir yazım nedeni ile cezaevine girdiğimde, o güne dek bu kadar yoğun yaşandığını sorgulamadığım “cinsel işkence” gerçeğini öğrendim.
Bir gün havalandırmada durmadan volta atıyordum; daha önce müvekkilim olan bir kadın mahpus yanıma yaklaştı ve bana “Neden bana soğuk davranıyorsun; yoksa gözaltında yaşadıklarımı mı öğrendin?” diye sordu. Şaşırmıştım! Konuşmaya başladık; ağlayarak bana tecavüze uğradığını anlattı. Daha sonra, cezaevindeki diğer mahpuslarla konuşmaya devam edince, istisnasız tüm kadınların gözaltında cinsel tacize maruz kaldıklarını, bir bölümünün de tecavüze uğradıklarını öğrendim; Ve cezaevinden çıktıktan sonra da, dört kadın avukat ile birlikte, “Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu”nu kurduk. 6 yıldır çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Ayrım noktamız, mağdurun kadın, failin ise devlet güçlerinden biri olmasıdır.
Bu çalışmaya başlarken, işimizin zor olduğunu biliyorduk. Ve asıl amacımız, cinsel şiddette karşı, kadınlarda “hak arama bilinci”ni oluşturmaktı.
Kadına yönelik cinsel şiddet konusunda öncelikle yazılı hukukun çok yetersiz olduğunu belirtmek gerekiyor. Öyle ki, TCK’ da kadına yönelik cinsel şiddeti belirleyen maddelerin bölüm başlığı “genel ahlak ve aileye karşı cürümler”. Yani kadın, ahlakın ve ailenin bir unsuru olarak görülmekte.
Cinsel taciz, Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak dahi tanımlanmıyor. Bu çok büyük bir eksiklik. Oysa ki gözaltına alınan, ev ve köy baskınlarına maruz kalan her kadın istisnasız cinsel tacize maruz kalıyor. Örneğin soyularak sorgulanıyorlar, vücutları elleniyor veya en azından sözle cinsel tacize maruz kalıyorlar. Oysa ki tüm bunların TCK’ da bir karşılığı yok. Bu durumda TCK 421. maddeyi kullanmak zorunda kalıyoruz. TCK 421. madde, “sarkıntılık” fiilini düzenliyor. Oysa bu madde, cinsel tacizi tam olarak kapsamıyor. O nedenle, Türk Ceza Kanunu’nda, cinsel tacizin bir suç olarak tanımlanması gerekiyor. “Tecavüz” ise, TCK’ da tanımı olmayan bir suç.
Yargıtay kararlarına göre, tecavüz “erkek cinsel organının, kadın cinsel organına dühulu” olarak tanımlanıyor; oysa bu tanımın, son derece eksik olduğu ortada. Bize göre tecavüz, “vajinal, anal veya oral bölgelerden olmak üzere, herhangi bir biçimde, kadının cinsel organına, parmak veya herhangi bir cisimle yapılan saldırı”dır.
Tanımlardaki “yokluk” ya da “eksiklik”ler, yazılı hukukta karşılaşılan önemli bir sorundur. Cinsel şiddetin belgelenmesinde ve ispatlanmasında da önemli sorunlar yaşanmaktadır. Fiziksel rapor çok önemli bir delildir. Ancak fiziksel rapor alımında, süre çok önemlidir.
Örneğin kadın bakire ise, fiziksel raporun ilk 7 ile 10 gün arasında alınması gerekmektedir. Aksi halde kızlık zarındaki yırtık, “eski yırtık” olarak raporlanmaktadır. Kadın bakire değilse, ilk 48 saat içinde fiziksel raporun alınması gerekmektedir. Oysa ki kadınlar bu süreler içinde ya gözaltında olmaktadırlar, ya da utanma, dışlanma endişesi, kirlenmişlik gibi duygularla bu kısa süreler içinde, yaşadıkları cinsel işkenceyi açıklayamamaktadırlar.
Geriye bir tek yol kalmaktadır: “Psikolojik bir raporla, kadının yaşadığı cinsel işkence sonrasında, içinde bulunduğu durumun tespiti.” Ancak bunun için de, rapor verebilecek uzman doktorlardan oluşan, merkez yok denecek kadar azdır. Bizim bildiğimiz kadarı ile, kadına yönelik cinsel şiddet konusunda uzman psikolog ve psikiyatristlerin bulunduğu tek merkez, “Çapa Tıp Fakültesi, Psikososyal Travma Merkezi”dir. Ancak kadın, İstanbul dışında veya cezaevinde ise bu merkeze ulaşması son derece güç olmaktadır.
Ayrıca tutuklu kadınlar açısından önemli bir sorun da hastaneye sevk edilseler bile, görüşme odasına, jandarmanın da girmek istemesidir. Bu nedenle birçok tutuklu kadın, doktor ile görüşmeyi reddedebilmektedir.
Cinsel işkencenin belgelenmesinde, çok önemli bir sorun da, “işkencenin belgelenmesinde, resmi bilirkişilik kurumunun geçerli olmasıdır”. Tüm raporların, Adli Tıp tarafından onayı gerekmektedir. Oysa ki Adli Tıp da bir devlet kuruluşudur. Yani bir devlet biriminin uyguladığı işkencenin, bir başka devlet kurumu tarafından belgelenmesi söz konusudur. Bu durumda doktorların siyasi görüşleri ve çeşitli korkuları belirleyici olabilmektedir. Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da, “bağımsız hekim” raporlarının önemi açıkça vurgulanmaktadır.
Cinsel şiddete karşı yaklaşımdaki eksiklik sadece iç hukukla sınırlı değildir. Uluslararası hukukta da, kadına yönelik şiddet ve tecavüzün tanımının yeterli olmadığını söylemek gerekmektedir.
Örneğin, Türkiye’nin de yakın tarihte imzaladığı “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddetten açıkça söz etmemektedir. Ancak söz konusu sözleşmenin 5. maddesi önemlidir. Bu madde, “erkekler ve kadınların basmakalıp rollere sahip oldukları düşüncesine dayanan bütün önyargıların kırılması” gerektiğini hüküm altına almakta ve imzacı devletlere bu konuda eğitim verme görevini yüklemektedir. Bu madde anlamlıdır.
Çünkü bildiğimiz gibi gerek kadının kendisine yönelik şiddeti, gerekse toplumun kadına yönelik şiddeti adeta meşru görmesinde, yerleşik ahlak yapısının ve namus anlayışının etkili olduğu açıktır.
Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan “Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildirge” de önemli bir belgedir. Bildirgede kadına yönelik şiddet şöyle tanımlanmaktadır:
“Şiddet, ister kamusal, isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel ve psikolojik acı ve ızdırap veren veya verebilecek olan, cinsiyete dayalı bir eylem veya bu tür bir eylemle tehdittir.” Bu tanım oldukça yeterlidir. Ancak kadına yönelik şiddeti yasaklayan aynı Birleşmiş Milletler, “Mülteci Hakları Sözleşmesi” ile hâlâ cinsel şiddeti bir “iltica” nedeni olarak kabul etmemektedir. Bu çelişkinin de belirtilmesi gerektiği kanısındayız.
Kadınların kendilerine yönelik şiddete karşı verdikleri ve verecekleri mücadele son derece önemlidir. Ve bu mücadele ile yavaş olsa da bir ilerleme görülmektedir.
Tecavüzün bir savaş suçu olduğu ve her savaşta kadınların adeta savaş ganimeti olarak görüldüğü bilinmektedir. Böyle olmasına rağmen 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, Tokyo ve Nürnberg’de kurulan Savaş Suçları Mahkemelerinde tecavüz bir savaş suçu olarak yargılanmamıştır. Hem de bu savaşta geride kalan binlerce tecavüz mağduru kadın olmasına rağmen.
Ancak kadınların mücadelesi bitmediği için, Bosna ve Ruanda çatışmalarından sonra Birleşmiş Milletler tarafından kurulan “Savaş Suçları Tribünali”nde tecavüz ağır bir savaş suçu olarak yargılanmıştır.
Yine, İstanbul’da 1999’da toplanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Toplantıları” (AGİT) sonrasında imzaya açılan “İstanbul Şartı”nda da kadına yönelik şiddet kayıtlara geçmiştir.
Kadın tabi ki sadece devlet güçleri tarafından cinsel şiddete maruz kalmıyor. Evde, okulda, sokakta, işyerinde, gözaltında şiddet her yerde!...
Erkek egemen sisteme karşı doğru bir tanım getirip, doğru örgütlenmelere gidilmedikçe, “hak arama bilincimizi geliştirmedikçe” şiddet daha uzun bir dönem yaşamımızda olacak.
Kadın ile erkek arasındaki ezme-ezilme ilişkisi yaşamın tüm alanlarına yayılmış durumda; şiddete karşı çıkarken, ezene, kapitalizme, militarizme ve ırkçılığa da karşı çıktığımızı bilmeliyiz.
Av. Eren Keskin
CİNSEL İŞKENCEDE YILLIK DÖKÜM
“Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu” olarak 1997 yılından bu yana adli sebeplerle, siyasi ya da farklı cinsel tercihleri nedeniyle, devlet güçleri tarafından cinsel işkenceye maruz bırakılan kadınlara hukuki destek vermekteyiz.
Bu süre içinde, gerek yazılı hukuktan, gerekse uygulamadan kaynaklı birçok sorun ile yüz yüze geldik.
Cinsel işkencenin yasal mevzuatta yeterli tanımının olmayışı, işkencenin ispat yollarındaki resmi engeller, kadınları belirleyen feodal değer yargılarından kaynaklı korkular, hak arama bilincindeki eksiklik, yargıç ve savcıların taraflı bakış açıları, önümüzdeki en önemli engeller olarak varlığını korudu.
Ancak yine de geçmiş yıllara oranla, cinsel işkencenin daha tartışılır olması, yasal mevzuatta “yeterli olmasa da” bazı değişikliklerin yapılacağı beklentisi ve kadınların cinsel şiddette karşı “hak arama” çabalarında görülür düzeyde bir artışın olması, yaptığımız işin ne denli doğru olduğunun da göstergesi.
Bazı gelişmelerin ise, görüldüğü kadar “gerçek” olmadığının da altını çizmekte yarar olduğunu düşünmekteyiz.
Özellikle Avrupa Birliği çerçevesinde yapılan bazı yasal değişikliklerin “önemli olmalarına rağmen” farklı uygulamalarla karşımıza çıktığını görüyoruz.
Örneğin işkencenin daha tartışılır olması, gözaltı sürelerinin kısaltılması gibi gelişmeler ile birlikte, “yasal ve gayri yasal gözaltı” olaylarını farklı değerlendirmek gerekiyor.
Devlet güçlerinin yasal gözaltılarda “daha iz bırakmayan işkence yöntemleri” kullanırken, “gayri yasal gözaltılar da” iz bırakan, vahşi cinsel işkence yöntemleri kullandıklarını görüyoruz. O nedenle bazı çevrelerin, Avrupa Birliği süreci ile birlikte, “işkencenin azaldığı” yönündeki söylemlerinin “tehlikeli” ve “gerçeğin önünü tıkayan” söylemler olduğunu düşünüyoruz.
Büro olarak son bir yılda bize yapılan başvuruları bu nedenle değerlendirmek ve kamuoyu ile paylaşmak istedik.
2003-2004 Mayıs ayları arasında geçen 1 yıllık süreçte büromuza 24 kadın başvurdu.
Kadınların yaşları 20 ile 52 arasında değişmekte olup, mağdurlarımızdan ikisi travesti idi.
Başvuranlardan 21 tanesi siyasi nedenle cinsel işkenceye uğramış, 2 tanesi de cinsel kimlikleri nedeniyle şiddet görmüşlerdi.
YASAL GÖZALTILARDA, ŞİKÂYET KONUSU OLAN CİNSEL İŞKENCE YÖNTEMLERİ
- Göz bağlamak
- Uyutmamak
- Çırılçıplak soymak
- Tecavüz tehdidinde bulunmak
- Penisi mağdurenin cinsel organında ve tüm vücudunda gezdirmek
- Cinsel organdan elektrik vermek
- Yüksek volümlü müzik dinletmek
- Vücudu ellemek, okşamak, sıkmak
- Saç çekmek
- Kaba dayak
- Cinselliğe yönelik küfür
- Cinsel organa su sıkmak
- Ağıza ve vücuda işemek
GAYRİ YASAL GÖZALTILARDA, ŞİKÂYET KONUSU OLAN CİNSEL İŞKENCE YÖNTEMLERİ
- Arabada gezdirip, vücudun her yerini ellemek
- Cinsel organı sıkmak
- Zorla oral seks yaptırmak
- Göz bağlamak
- Copu vücudun her yerinde gezdirmek
- Vajinal yoldan tecavüz etmek
- Makat yolu ile tecavüz etmek
- Vücudu ısırmak
- Göğüsleri yalamak
- Kaba dayak
- Vücudun her yerini, özellikle bacak aralarını metal cisim ile çizmek
- Vücutta ve yüzde sigara söndürmek
KİTLE GÖSTERİSİ SIRASINDA ŞİKÂYETE KONU OLAN İŞKENCE YÖNTEMLERİ
- Biber gazı sıkılması
- Cop ile vücudun çeşitli bölgelerine vurulması
- Özellikle bele ve rahim bölgesine tekme atılması
EV BASKINLARINDA ŞİKÂYETE KONU OLAN CİNSEL İŞKENCE YÖNTEMLERİ
- Vücudun, özellikle cinsel organ ve göğüslerin sıkılması
- Dipçik ile dayak
CEZAEVİNDE ŞİKÂYETE KONU OLAN CİNSEL İŞKENCE YÖNTEMLERİ
Başvurucularımızdan bir travesti mağdur, adli bir neden ile girdiği cezaevinde, kadın koğuşuna konulmak istemesine rağmen, tek başına bir hücreye konulduğunu ve aramaları erkek görevlilerin yaptığını belirtmiş, hücrede cezaevi görevlileri ile bazı mahkumların kendisine tecavüz ettikleri şikâyetinde bulunmuştur (17 Haziran 2004).
Büromuza bir yıl içinde başvuran 24 mağdurdan, 12 tanesi can güvenliği olmadığı, ailesinden çekindiği, korktuğu, yargıya güvenmediği gibi gerekçelerle suç duyurusunda bulunmak istememiştir.
Yapılan başvuruların ardından, suç duyuruları savcılıklarda beklemektedir. İşkence ve cinsel işkencenin “bir sistem politikası” olması nedeniyle yargıdan sonuç alınması güç olmakta, dosyalar savcılıklarda uzun süreler bekletilerek “unutturulmaya” çalışılmaktadır.
Açıkladığımız rapordan da anlaşılacağı üzere, cinsel işkence hâlâ devam etmektedir. “Cinsel işkenceye karşı mücadele aynı zamanda, erkek egemenliğinin her biçimine, cinsiyetçiliğe, ırkçılığa ve militarizme karşı mücadeledir”. Bunu hiç unutmayalım.
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze
Karşı Hukuki Yardım Bürosu
17 Haziran 2004
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi
(Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. Fikret Tüner İşhanı No:55-57 Beyoğlu / İstanbul Tel. / Faks: 0212 245 45 93)
Dosyaların Durumu Hakkında Rapor (Mart 2006)
Toplam Başvuru Sayısı: 222
Türkiye’deki Başvuru Sayısı: 219
(2 başvuru Berlin Bürosu açılmadan önce Almanya’da yapıldı.)
Berlin Bürosu'ndan Alınan Başvuru Sayısı: 3
Yurt Dışında Bulunan Kadınların Sayısı: 30
Türkiye’de Cezaevinde Bulunan Kadınların Sayısı: 10
Suç Dağılımı:
Tecavüz: 69
(Bu kadınlardan ikisi, tecavüze uğradıktan sonra intihar etti; biri işkence sonucu öldürüldü; 14 yaşındaki bir kız tecavüze uğradıktan sonra akrabaları tarafından “namus temizleme” gerekçesi ile öldürüldü. Bir kadın işkencenin uzun vadeli etkisi sonucu Aralık 1999 tarihinde öldü. Bir kadın işyerinde tecavüze maruz kaldı. Ailesi hakkında ölüm kararı çıkardı.)
Cinsel taciz:153
Yukarıdaki vakalardan;
Zorla fuhuş: 2
Kaçırıldıktan sonra taciz: 11
Basın yoluyla cinsel taciz: 1
İşkence sonucu bebeğini düşürenler: 8
3 ½ - 10 yaşları arasındaki çocukları ile birlikte işkenceye maruz kalanlar: 7
Tecavüze uğradıktan sonra hamile kalanlar: 4
(3 çocuk yaşıyor, 1 çocuk aldırıldı, 1 çocuk ise ölü doğdu.)
Bekaret kontrolüne maruz kalanlar: 4
Yaş Bilgileri:
10-18 arası: 36
18-67 arası: 186
Suçu İşleyen Faillerin Dağılımı*:
Polis: 170
Jandarma / Asker: 48
Özel Tim: 12
Korucu: 12 İnfaz Koruma Memuru: 11
İtirafçı: 3
Gazeteci: 1
Kadınların Statüsü:
Kürt: 177
Türk: 37
Alman: 1
Roman: 4
Bulgar: 1
Romen: 1
Avusturyalı: 1
Kadınların Gözaltına Alınma Nedenleri:
Siyasi nedenlerle ya da savaş kaynaklı: 197
Savaş kaynaklı: 16
Siyasi: 153
(Bunlardan 1’i adli-siyasi nedenlerle, 5'i savaştan dolayı siyasi nedenlerle, 7'si siyasi nedenlerle ve ailenin erkek üyeleri hakkında bilgi almak için, 7'si ailenin siyasi üyelerinden dolayı cezalandırılmak için gözaltına alındı.) Ailenin erkek üyelerini konuşturmak ya da (genellikle) erkek üyeler hakkında bilgi almak için:15 Ailenin siyasi üyelerinden dolayı cezalandırmak için: 13
Adli nedenle: 25
Adli nedenlerden dolayı tecavüze uğrayanlar: 8
Adli nedenlerden dolayı cinsel tacize uğrayanlar: 17
A) Davaların Hukuki Durumu: 87
AİHM’de sonuçlanan davalar: 14
(Bir dava AİHM’ de sonuçlandı, yeniden Yargıtay’da.)
AİHM’de görülen davalar: 24
(1 dava intihardan sonra da devam ediyor.)
Ceza mahkemelerinde devam eden davalar: 20
Yargıtay’da bulunan davalar: 7
(1 dava daha önce AİHM’de Türkiye aleyhine sonuçlanmıştı. Tekrar Yargıtay’da.)
Savcılıkta bulunan davalar: 17
(2 davada takipsizlik kararına itiraz olumlu sonuçlandı, yeniden savcılıkta)
Takipsizlik kararından sonra itiraz edilen, henüz kararı verilmemiş olan davalar: 5
B) Projede Kapanan, Dokümantasyon Nedeniyle Arşive Kaldırılan Dosyalar: 136
Korktuğu için hukuki işlem istemeyenler: 63
(Buna rağmen 1 olayda fail / asker görevden alındı.)
Dava devam ederken vazgeçenler: 14
(1 olayda mağdur, dava açıldıktan sonra gördüğü ağır baskı sonucu davadan vazgeçti, bir başka olayda ise açılan davanın beraat ile sonuçlanmasından sonra mağdur, Yargıtay kararı ile davanın yeniden görülmesi söz konusu iken vazgeçti.)
İç hukuk yolları tükendikten sonra vazgeçenler: 6
Başvurudan sonra kendisine tekrar ulaşılamayanlar: 7
Mağdurun kendi avukatları tarafından takip edilen davalar: 30
(Bunlardan 3'ü AİHM’de; 2 dava AİHM’de olumlu sonuçlandı.1mağdur kaçırıldıktan sonra cinsel işkenceye maruz bırakıldı, ardından 2.5 ay sonra İçişleri Bakanlığı'nca fail bulanamadığı gerekçesiyle dosya işlemden kaldırıldı. Mağdurlardan 2 tanesi de kendi avukatlarının hatası sonucu hukuk yoluna başvuramadı.)
Kendi avukatlarının hatası sonucu hukuk yoluna başvuramayanlar: 2
Mağdur, davası ile kendisi ilgileniyor: 3
Delil yetersizliğinden dolayı hukuk yoluna başvurulamayanlar: 5
(Bir dosya Almanya’dan)
Projeye başvurmadan önce iç hukuk yolları tükenenler: 2
Türkiye’de mahkeme kararı ile sonuçlanan davalar: 2
(Bunlardan bir tanesi faillerin mahkumiyeti ile bitti. Mahkeme kararı Türkiye’de sonuçlandı. 10 ay ceza tecil edildi. İkincisi faillerin cezalandırılmasıyla sonuçlandı.)
Mağdurun fail ile zorla evlendirilmesi sonucu davanın düşmesi: 1
Fail (komiser) uyuşturucu mafyası tarafından öldürüldü: 1
C) Ölüm Vakaları: 7
Mağdurun ölümü nedeniyle düşen davalar: 3
(Bu kadınlardan biri cezaevindeyken ölüm orucunda yaşamını yitirdi. Bir kadın iç hukuk yolları sürerken yaşamını yitirdi. Bir kadın ise namus nedeniyle aile meclisi tarafından öldürüldü. )
Dava, mağdur intihar ettikten sonra da AİHM’de devam ediyor: 1
İhmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten dolayı bir yıl hapis cezası: 1
(Failin görevden alınmasıyla sonuçlandı.)
14 yaşındaki kız ile ilgili olayda tecavüz gerekçesiyle ceza takibi yakınlarınca istenmedi: 1
Suç Duyurusu Nedeniyle Ağır Baskıya Maruz Kalanlar: 66
Baskı sonucu Türkiye içerisinde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalanlar: 37
Korkutma, tehdit, tekrar gözaltına alma ve/veya işkence: 19
Mağdura karşı dava açılması: 10
* Toplam sayının yüksek olmasının nedeni, uygulamada bazı olaylar için birden fazla fail kategorisinin bulunmuş olmasından dolayıdır.
MAĞDUR 64
Mağdur X, Mardin / Ömerli nüfusuna kayıtlı, Kürt kökenli bir kadındır.
15 Haziran 1998 tarihinde, Bursa Cezaevi’nde bulunan bir akrabasını ziyaret etmek üzere gittiği cezaevinin kapısında bulunan görevli jandarmalar tarafından gözaltına alınır.
Gözaltında kaldığı süre boyunca sürekli olarak görevli jandarmaların kaba dayak ve psikolojik baskılarına maruz kalır. Mağdur gözaltına alınır alınmaz vücuduna rast gele vurulmak suretiyle kaba dayağa maruz bırakılmıştır. Görevli jandarmalar özellikle mağdurun kafasına vurmaya çalışmış, mağduru saçlarından tutarak yerlerde sürüklemişlerdir. Bu arada mağdur, önceden hazırlanmış ve içeriğini bilmediği birtakım evrakları imzalaması yönünde zorlanmıştır. Bunu yapmadığı takdirde kendisinin ve ailesinin öldürüleceği yönünde tehdit edilmiştir.
Görevli jandarmalar mağdurun üzerinde bulunan giysileri zorla çıkartacaklarını söyleyerek mağduru taciz etmişlerdir. Mağdurun vücudunun özellikle cinsel yönden duyarlı bölgelerine dokunmuş ve mağduru tecavüz edecekleri yönünde tehdit etmişlerdir. Bu arada mağdura cinsel duyarlılığını hedef alan son derece çirkin sözlerle küfürler etmiş, hakaret ve aşağılamalarda bulunmuşlardır.
Daha sonra Bursa Cumhuriyet Savcılığı ve Nöbetçi Yargıçlığı’na sevk edilen mağdur, burada tutuklanarak Bursa Cezaevi’ne götürülmüştür. Mağdur daha sonra İstanbul E Tipi Kapalı Cezaevi’ne getirilmiştir. Halen tutuklu yargılanmak üzere burada bulunmaktadır.
Mağdurun isteği doğrultusunda Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştur.
MAĞDUR 76
X., 1970 yılında Adıyaman’da doğdu. Evli ve İstanbul’da yaşamakta olan bir kadındır.
19.11.1998 tarihinde saat 13.00 civarında onun bulunduğu HADEP Avcılar ilçe binasına polis tarafından silahlı bir baskın düzenlenir ve binada bulunan herkes gözaltına alınır. Mağdur X ile birlikte dört kadın daha “Sizin ne işiniz var burada?” diye sorgulanarak Firuzköy Polis Karakolu’na götürülürler.
Karakolda bodrum katına indirilirler ve hemen burada sözlü tacize başlanır; mağdurlar, “senin saçların ne güzel, hoş bir kadınsın, farklı işler yapabilirsin, HADEP’te ne işin var” gibi sözler söylenerek aşağılanırlar.
Sivil bir polis Mağdur X’i odasına alır, bağlanmış saçlarını çözer ve “okşamaya” başlar. Bir sandalyeye oturtur ve vücudunun bazı yerleri ile göğüslerini ellemeye başlar. Mağdur X, buna karşı direnince, görevli polis onu acımasız bir şekilde döver ve tehdit eder. Arkasına geçip pantolonunu açmaya başlar. Ellerini Mağdur X’in pantolonunun içine sokar ve Mağdur X’in cinsel organını eller. Kafasını tutup zor kullanarak yana doğru iter ve boynunu öper. Mağdur X, bu durum karşısında direnmeye devam eder. Görevli polis, onun yüzüne tokatla vurur, göğüslerini yumruklayarak döver ve dizlerine tekme atar. Bütün bunlar yaklaşık 30 dakika sürer.
Görevli polis, mağdura bazı sorular sorar ve bu arada sözlü tacizde bulunmaya devam eder. Mağdur X, sorulan sorulara hiç cevap vermeyince, onu tehdit eder: “Senin peşini bırakmayacağım.” Mağdur X, daha sonra dışarıya çıkartılır. Dışarıda bekletilen diğer arkadaşlarına hiçbir şey anlatamaz, çünkü onları heyecanlandırmaktan çekinir.
Bir gece karakolda gözaltında tutulan mağdura, gece boyunca orada bulunan polis tarafından da tacizde bulunulur. Polis sürekli yanına yaklaşır ve Mağdur X’i rahat bırakmaz. Mağdur X, son derece soğuk bir odada ertesi güne kadar tutulur. Ertesi gün saat 11.00 sıralarında serbest bırakılır.
Mağdur X, kendisini taciz ve tehdit eden, kendisine sarkıntılıkta bulunan polisi görünce tanıyabileceğini ifade etmektedir. Ancak aynı polisin kendisini tanıdığını söyleyen ve eğer suç duyurusunda bulunursa başına daha kötü şeyler gelebileceğinden ve kendisinin rahat bırakılmayacağından korkan mağdur, bu nedenlerle şimdilik suç duyurusunda bulunmaktan kaçınmaktadır.
Bu kuşkularından dolayı henüz suç duyurusunda bulunulmadı.
MAĞDUR 58
Mağdur X, henüz 14 yaşında, Türk kökenli bekar bir genç kızdır.
30.06.1998 tarihinde, yanında arkadaşı Mağdur 57’yle birlikte yolda yürürken gözaltına alınır. Sivil giyimli polisler tarafından bir arabaya bindirilerek Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğü Hırsızlık Dolandırıcılık Bölümü'ne götürülür.
Yolda bileğine takılmış olan kelepçe çıkarılır ve mağdur, dayak odası olarak adlandırılan bir odaya atılır. Burada önce taciz edilmek suretiyle göğüsleri ile cinsel organı sıkılır, bir erkek polis tarafından zorla giysileri çıkartılır. Bu işlem üst araması adı altında yapılır. Mağdur X, çırılçıplak bir halde tutulur. Daha sonra görevli polis kendi penisini çıkartır ve mağdurun başını penisine doğru eğer. Mağdurun ağzını kendi penisine değdirir ve ona oral seks yaptırmaya çalışır. Ardından mağdurun üzerine işer. Bu arada son derece iğrenç küfürler etmekte ve mağduru aşağılamaktadır. Mağdura hitaben, "Sikimin kılını ye, seni ben sikersem ancak doyarsın." demiştir. Tüm bunları, yanında bulunan Mağdur 57 de görmüştür.
Daha sonra Mağdur X, çırılçıplak bir halde koridorda dolaştırılmış ve özellikle orada bulunan erkeklere teşhir edilmiştir. Bununla yetinmeyen görevli polis bir erkek koğuşunun kapısını açmış ve mağduru iterek çırılçıplak bu haliyle - üzerinde kilot dahi yoktur - bu koğuşa atmıştır. Orada bulunan 6-7 kadar erkek, kenara çekilmiş ve mağdura bakmamaya çalışmıştır. Bir kenara çömelen mağdur bir süre böyle tutulmuş, daha sonra tekrar oradan çıkarılmıştır.
Yine çırılçıplak bir halde bulunan mağdur, koridordan geçirilerek tuvalete götürülmüş ve burada hortumdan akan soğuk suyun altında tutulmuştur. Görevli polis, hortumu mağdurun vajinasına dokundurarak suyu mağdurun vajinasına akıtmaya çalışmıştır.
Mağdur X, yaşadığı bu aşağılayıcı uygulamalar nedeniyle kendisinden nefret ettiğini, içine kapandığını ifade etmektedir. Bir gün sonra çıkarıldığı Kartal Cumhuriyet Savcılığı ve Nöbetçi Yargıçlık huzurunda yaşadıklarını korktuğu ve utandığı için anlatamamıştır. Zaten savcılığa çıkarılmadan önce herhangi bir doktorun kontrolünden de geçmiş değildir.
Kendisi halen tutuklu olarak yargılanmak üzere, Bakırköy Çocuk ve Kadın Cezaevi'nde tutulmaktadır. Mağdur kendisine tüm bu işlemleri yapan görevliyi tanıyabileceğini, zaten "Benim arkam çok sağlam, bana bir şey yapamazsınız." diyen bu görevlinin, kendisinin gözlerini bağlamak ihtiyacı dahi duymadığını anlatmaktadır.
Mağdurun yaşı küçük olduğu için, kendisinden vekaletname alınamamıştır. İsteği üzerine Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştur.
MAĞDUR 12
X, 1976 Diyarbakır doğumludur. O da birçok Kürt genç kız ve kadın gibi, yaşadığı ve kendisini derinden etkileyen olayı ancak 1997 yılında açıklayabilmiştir. Ve açıklarken çok acı çekmiş, her şeye rağmen “açıklayacağım” kararını vermiştir. Onun yaşadığı cinsel işkenceyi okurken herkesin aynı olayın kendi başına ya da çocuğunun, kardeşinin başına gelebileceğini düşünerek, kendi kendisi ile bir hesaplaşma içine girmesi gerektiği kanısındayız.
X, 1994 yılında Diyarbakır’da, “Terörle Mücadele” şube ekiplerince gözaltına alınır. Sekizinci güne kadar askı, elektrik, tazyikli su, kaba dayak, falaka gibi çeşitli işkence yöntemleri uygulanır X’e. Bütün bu uygulamalar sırasında X, gözleri bağlı ve çırılçıplaktır.
Sekizinci gün mağduru bir arabaya bindirip, açık bir alana götürürler. Bu arada toprağı kazmaya başlarlar. “Bak!” derler. “Eğer konuşmazsan seni diri diri bu mezara gömeceğiz.” Bu arada X bayılır. Onu bu durumda iken bir araba tekerleği içine geçirirler. Ve tekerleği yuvarlarlar. Tekerlek bir yere çarpar ve X ayılır. Daha sonra tekerleği yeniden yuvarlamaya başlarlar. Polisler bu durumdan çok hoşnutturlar. Onun yuvarlanışını seyrederken kahkahalarla gülerler.
Daha sonra mağduru çırılçıplak soyarlar ve “Yeniden görsem tanırım.” dediği bir polis, mağdura tecavüz eder. Kan sızmaya başlar. Aslında mağdur cinsel ilişki hakkında o güne dek hiçbir şey bilmemektedir.
Tutuklanır, Diyarbakır Cezaevi’ne konur. Hiç kimseye yaşadıklarını anlatamaz. Bu arada karnının şişmeye başladığını fark eder. Regl olamamaktadır. Çok korkar, sürekli çeşitli intihar yöntemlerini düşünür. Bazen arkadaşlarına yaşadıklarını anlatmayı düşünür ama “dışlanmak” korkusu onu hep engeller. Bir süre sonra karın şişliğinin de psikolojik olduğuna karar verir. Artık hasta olduğuna inanmaktadır. Gülme krizleri geçirmektedir. Kriz geldiğinde titremekte ve kahkahalarla gülmeye başlamaktadır.
3 yıl geçmiştir. X ilk kez anlatmıştır. Ve avukatına yaşadıklarını anlatırken acı bir gülümseme ile “Ben artık bir hiçim.” demektedir. X yaşadığı bunca ağır psikolojik baskıya karşın bir kez bile doktora gidememiştir.
Proje 1994 yılında, X'in yaşadığı tecavüz nedeniyle Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Ancak savcılık hiçbir araştırma yapmadan "takipsizlik" kararı vermiştir. Proje tarafından takipsizlik kararına itiraz edilmiştir. Bu itirazın yanıtı beklenmektedir.
MAĞDUR 48
Mağdur X, Kürt kökenli bir genç kadındır. 21.07.1995 tarihinde, Ankara’da misafir olarak bulunduğu bir eve baskın düzenleyen Ankara Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı olarak çalışan görevlilerce gözaltına alınır ve Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülür. X bir süre Terörle Mücadele Şubesi'nde bir hücrede tutulur. Kendisi bu hücrede kaldığı zaman sınırını “bir süre” olarak tanımlamaktadır. Hücrede kaldığı sürece gözleri bağlıdır.
Daha sonra X’i hücreden çıkartırlar ve ormanlık bir alana götürürler. Çırılçıplak soyarlar ve bir ağaca bağlarlar. O, ağaçta bağlı iken elleri ve ağızları ile vücudunu sıkmaya, yalamaya ve cinsel organlarına dokunmaya başlarlar. Bir süre burada kaldıktan sonra, X’i tekrar şubeye götürürler. Burada çok yoğun bir işkence süreci başlar.
Polisler X’i dövmeye başlarlar. Bu arada sürekli küfür etmektedirler. Daha sonra X’i askıya asarlar ve cinsel organından, göğüs uçlarından elektrik vermeye başlarlar. Ardından üzerine tazyikli su sıkarlar.
Bütün bu yöntemleri uyguladıktan sonra X’i bir odaya bırakırlar. Biraz sonra 3 polis odaya girer, X’e vajinadan ve makattan ayrı ayrı tecavüz ederler. X çırpınır ama hiçbir şey yapamaz, bayılır. Ayıldığında, kanlar içindedir. Buna rağmen hâlâ bir polis ona bu halde iken dahi tacize devam etmekte, cinsel organını vücudunda gezdirmektedir. Tüm gücü ile bu polisi iter ve kusmaya başlar.
X kendisine tecavüz eden polisleri gördüğünü ve seslerini çok iyi tanıdığını söylemektedir.
Tüm bu insanlık dışı uygulamalardan sonra X, 02.08.1995 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sevkten önce, Adli Tabiplik’e çıkarılmış, ancak tecavüze maruz kaldığını doktora açıklamaya çekinmiştir. Daha sonra tutuklanarak cezaevine konulmuştur. 08.08.1995 tarihinde suç duyurusunda bulunmaya karar vermiştir. Bu arada kanaması devam etmektedir. 09.08.1995 tarihinde X, Adli Tıp’a sevk edilir ancak Adli Tıp’ta kadın doktor olmadığı için, X muayene olmak istemez. Bu arada tecavüzün tespiti ( fiziksel tespit ) için önemli olan süre de geçmiştir.
X, 17.08.1995 tarihinde “Doktor Zekai Tahir Burak Kadın Hastanesi”ne sevk edilir. Muayeneden sonra verilen raporda, “hymen anüler yüksek kenarlı intakt olup halen bakire olduğu” belirtilmiştir.
Bu rapor üzerine savcılık X’in tecavüze maruz kalmadığını varsayarak, suçlu polisler hakkında “takipsizlik kararı” verir.
Oysa savcılık hem kızlık zarının hemen izale olmayacağı bilimsel gerçeğini bilmezlikten gelerek, hem de X’in psikolojik açıdan kontrolü için hiçbir girişimde bulunmayarak sorumluluğunu yerine getirmemiştir.
O tarihten bu yana X, 3 yıl boyunca yaşadıklarını unutamaz. 1998 yılının Mart ayında Sakarya Cezaevi’nden görüşmek istediğini söyleyerek bize haber yollar. “Yapılacak bir şey var mı?” diye sormaktadır. Tecavüze maruz kalan tüm müvekkillerimizin yüzündeki o acı ve kin dolu ifade ile bizden yardım istemektedir.
Evet, X için artık yapılacak tek şey, psikolojik rapor alınması amacıyla onun hastaneye sevkini istemektir.
MAĞDUR 63
1962 Siirt / Kurtalan doğumlu olan mağdur, Kürt kökenli bir kadındır.
4 Haziran 1998 tarihinde gözaltına alınan mağdur, 9 Haziran 1998 tarihinde İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve ardından nöbetçi hakimliğe sevk edilmiş ve tutuklanmıştır.Tutuklamanın ardından Gayrettepe İnfaz Birimi'ne götürülmüş ve burada 18 Haziran 1998 tarihine kadar tutulmuştur. Bu tarihten sonra ise İstanbul Ümraniye E Tipi Kapalı Cezaevi'ne götürülmüştür.
Gözaltında kaldığı süre boyunca mağdur, yoğun işkence yöntemlerine maruz kalmıştır. Mağdur elektrik şokuna tabi tutulmuş, tazyikli soğuk su altında bırakılmıştır. Kaba dayak uygulaması sırasında cinsel yönden taciz edilmiş, vücudunun çeşitli bölgelerine yine aynı görevliler tarafından sarkıntılıkta bulunulmuştur. Bu uygulamalar sırasında mağdur, ailesinin ve kendisinin öldürüleceği yönünde tehditler almıştır. Mağdur, kafasına silah doğrultulup ölümle yüz yüze bırakılmıştır.
Mağdura cinsel tacizde bulunan görevli polisler tecavüz edecekleri tehdidinde bulunarak mağduru yoğun baskı altına almışlardır. Tüm bu uygulamaların daha çok cinsel kimliğini aşağılamayı hedef aldığını ifade eden mağdur, uzun bir süre yaşadıklarının etkisinden kurtulamamıştır.
13.07.1998 tarihinde başvuruda bulunan mağdurun isteği doğrultusunda görevli polis amiri ve memurları hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
MAĞDUR 74
Mağdur X, 1955 yılında Mardin’de doğmuş Kürt kökenli bir ev kadınıdır. Ailesinde birçok kişi savaşın başlaması ile birlikte örgüte katıldığından, ailesine yönelik sürekli bir devlet baskısı olmuştur.
İlk kez 1991 yılında, hatırlayamadığı bir günde Nusaybin’de Özel Tim Karakolu tarafından gözaltına alınır. Daha karakola götürülmeden özel timler Mağdur X’i dövmeye başlarlar. Mağdurun aile resimlerindeki yeğenlerini ya da çocuklarını göstererek, "Hepsi senin kocan mı?" diyerek kendisine hakaret eder ve tacizde bulunurlar. Yedi gün gözaltında tutulan X, çırılçıplak soyularak kollarından askıya alınır. Yedinci günün sonunda serbest bırakılır.
Özel timler bir ay sonra bir kez daha evine baskın düzenlerler. Çocuklarının yanında mağduru döverler. Oğlu Y'nin nerede olduğunu sorarlar. Mağdur karakola götürülür. Çırılçıplak soyulur ve kollarından askıya alınır. Kendisine bir ilaç verilir ve bu ilacın etkisi ile bayılır. 17 gün karakolda tutulan mağdur, bu sürenin sonunda serbest bırakılır.
Mağdur X, 1992 yılının son ayında aynı özel tim karakolu ekiplerince bir kez daha gözaltına alınır. Özel timler eve bir gerilla ile birlikte gelirler. Gerilla evde sığınak olduğunu söylemektedir. Mağdur bunu kabul etmez. Bunun üzerine evden alınır ve yeniden karakola götürülür. Karakolda mağdur, aynı köyden olmaları sebebi ile önceden tanıdığı çocuğu yaşındaki yedi erkek gerillanın karşısına çıkartılır, çırılçıplak soyulur ve gerillaların üzerine atılır. Resmi görevliler bir yandan da, "Bak orospu, seni nasıl sikiyorlar." diyerek hakaret etmektedirler. Bu arada bir görevli, mağdurun kulağına yumruk ile vurur. Mağdurun kulağından ılık bir sıvı akar, sonradan kulak zarının patlamış olduğunu öğrenir. O günden beri de kulağı duymamaktadır. Daha sonra mağduru tazyikli suya sokarlar. Polislerden birisi mağdura, "Bana bir kere verir misin?" diyerek tacizde ve hakarette bulunur. Ardından da elini mağdurun cinsel organına sokarak tecavüzde bulunur. Daha sonra mağdur tekrar kollarından askıya alınır ve tazyikli suya maruz bırakılır. Bu işlemden sonra yere indirilen mağdurun bir bacağı yukarıya kaldırılır ve resmi görevli polis, mağdurun cinsel organına botlu ayağını sokmaya çalışır ve cinsel organını ezer. Daha sonra mağdurun bacakları iki yana açılır ve kenarları girintili çıkıntılı bir sopa mağdurun cinsel organına sokularak kendisine tecavüzde bulunulur. Bu arada "Seni öldüreceğiz." denerek tehdit edilir. Mağdur cinsel organında meydana gelen aşırı kanamanın etkisi ile bayılır. Doktora götürülür ve kendisine bir iğne yapıldıktan sonra tekrar karakola getirilir.
Mağdura sürekli olarak sığınağın nerede olduğu sorulur. Yeniden çırılçıplak soyulan mağdurun yanına yedi gerilla tekrar getirilir. Gerillalardan birisi sürekli olarak ağlamakta ve mağdura kabul etmesini söylemektedir. Bundan sonra mağdur aşağı kat olduğunu sandığı bir yere götürülür. Mağdura, şimdi bile görse tanıyabileceğini söylediği bir özel tim görevlisi burada tecavüz eder.
Gözaltına alınışının otuz üçüncü gününde mahkemeye çıkarılan mağdur, serbest bırakılır. Bu gözaltından on beş gün sonra safra kesesinden ameliyat olur. Ameliyattan yirmi gün sonra özel timler yeniden mağdurun evine gelirler. Gerilla kılığına giren özel timler mağdurun tepkisini ölçmek isterler. Mağdur kapıyı açmaz, komşuları özel timlerin gelmiş olduğunu mağdura söylerler. Birkaç gün sonra yeniden eve gelen özel timler mağdurun o an evde bulunan eniştesini döverler. Bu olaydan birkaç gün sonra mağdur, ailesi ile birlikte Adana’ya kaçar.
Mağdur yaşadıklarını yıllarca kimseye anlatamaz. Ancak artık sonuç alıcı tüm yollara başvurmaya karar vermiştir. Mağdurun isteği doğrultusunda projemiz tarafından Ocak 1999 itibariyle suç duyurusunda bulunulmuştur.
MAĞDUR 2
X, Diyarbakır'ın Mermer Beldesi'ne bağlı, Eryol Köyü'nden 10 yaşında bir kız çocuğu.
Kasım 1996’da bir gün X'in annesi ve babası Diyarbakır’a giderler. Aynı köyde koruculuk yapan Süleyman Askan bundan faydalanarak evlerine gelir ve ağzına kaleşnikof silah dayayarak, X’e tecavüz eder. Ve onu, "Birisine söylersen, hepinizi öldürürüm." diyerek tehdit eder.
Bir süre sonra X’in durumundan teyzesi şüphelenir ve sonunda X teyzesine yaşadıklarını anlatır. Teyzesi de X'in anne ve babasına olayı anlatır ve babası savcılığa başvurmaya karar verir. Ancak Mermer Karakolu'nda astsubay olan, ... Alçin tarafından başvuru yapmaması yönünde tehdit edilir. O da Diyarbakır’a gelir ve orada 21 Şubat 1997 tarihinde suç duyurusunda bulunur.
Savcılık, sanık Süleyman hakkında, Türk Ceza Yasası’nın 414, 418 ve 193. maddeleri uyarınca 15 yıla kadar hapis isteyerek dava açar. Suçlamalar şunlardır; “15 yaşından küçük çocuğun ırzına tecavüz, bu fiil nedeni ile çocuğun ruhi bozukluk içine girmesi ve konut dokunulmazlığını ihlal etmek”.
Davaya X’i savunmak üzere 20 avukat girer. Ve birçok hukuki taleplerde bulunulur. Ancak savcı, Süleyman hakkında yeterli delil olmadığını söyleyerek beraat ister.
Dosyada, X’in kızlığının bozulmuş olduğuna dair, Adli Tıp raporu vardır. Avukatlar bu rapora ek deliller toplanmasını isterler. Örneğin, tanık dinletmek ve Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nden, Süleyman’ın korucu olup olmadığına ilişkin bilgi sorulmasını isterler. Ayrıca X’in içinde bulunduğu psikolojik durumun saptanması için, hastaneye sevk edilmesini isterler. Ancak tüm talepler, mahkemece reddedilir ve Süleyman Aksan’ın tahliye ve beraatına karar verilir.
Bu bir hukuk skandalıdır. Karar temyiz edilecektir. Türkiye’de iç hukuk yollarının tükenmesinden sonra da Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na gidilecektir.
Yerel mahkemenin verdiği karar temyiz edilmiştir. Yargıtay duruşma istemini reddederek kararı yerinde bulmuş ve onamıştır.
MAĞDUR 37
O bir oryantaldir. Gazinolarda çalışarak geçimini sağlamaktadır. Henüz çok gençtir. Bir kadın arkadaşıyla birlikte İstanbul’a gelir ve bir otele yerleşirler. Geleli henüz iki gün geçmemiştir ki üç sivil giyimli polis kapılarına dayanır. Kokain almışlardır ve X’in kız arkadaşının ailesi onları ihbar etmiştir. Mağdurlar, Şişli Emniyet Müdürlüğü Araştırma Kısmı’na götürülür götürülmez sorgu başlar. Kokaini nereden aldıkları sorulur. Tanımadıkları bir şahıstan aldıklarını söylerler.
Kendilerine inanılmaz. Mağdur X, her gece yarısı 3’ten sonra gözleri bağlanarak Teşhis Odası’na götürülür, orada çırılçıplak soyulur. Sol meme ucu ile sağ ayak küçük parmaklarına elektrik verilir, oradan çıkartılıp tuvalete götürülür. Çıplak haldeyken vücudu soğuk su tazyikine tutulur. Üç gün boyunca her gece yarısı gelip X'e aynı muameleleri yaparlar. İlk iki gün aç ve susuz bırakırlar.
Bu muameleler diğer kadın arkadaşına yapılmaz. Çünkü onun annesi 300 milyon rüşvet vererek kızına kötü muamele yapılmamasını ve nezarethaneye atılmamasını sağlar. Diğer kadın arkadaşı normal bir odada tutulur.
Bir gün soğuk su tazyiki sırasında X’in göz bağı ıslanır ve düşer. Böylece X, kendisine işkence yapanları görür. 12 tane polis vardır yanında. Müdür diye seslenilen polisi de tanır. Ayrıca göz bağı kapalı iken de bir ara göz bağının altından bakar ve bir ayakkabı görür. Gözleri açıldığında ayakkabılara dikkat eder ve bu ayakkabıları giyen polisi de görür. Sakallı bir polis memurudur. Bir gün X ona der ki: “Ben seni tanıdım, sen bana işkence yaptın.” Polisin cevabı şu olur: ”Zaten dosyalarımız var, bir tane daha eklenmiş olur.” X, bu cevaptan onun bu işi sadece kendisine yapmadığını anlamıştır. Susar. Ve daha sonra Şişli Savcılığı’na çıkartılır. Savcılığa çıkartılmadan önce tehdit de edilir: “Eğer doktora çıkmak istediğini söylersen yurt dışına çıkma hayallerini unut, seni yurt dışına çıkarttırmayız.” X yine susar ve korkar. İşi gereği yurt dışına sürekli çıkması gerekmektedir. Onun tek geliri bu iştir. Bu yüzden savcıya hiçbir şey söyleyemez. Ve tutuklanarak cezaevine gönderilir.
Cezaevinde onun gözaltındayken yaşadıklarını koğuşunda bulunan herkes bilmektedir. Ona ne yaptıkları sorulduğunda ağlayarak yanıt vermekte, küfür ve hakaretleri söyleyememektedir. Onun işkence gördüğüne dair doktor raporu yoktur. Cezaevi doktoruna çıkartıldığında da izler yok olmuştur. Ancak ikinci görüşmemizde X, 3,5 aylık hamile olduğunu öğrenmiştir.
Mağdur X, “Aslında hamile olduğuma dair şüphelerim vardı ve bunu polislere söylemiştim ama beni dinlemediler bile.” demekte ve şimdi tüm bu muamelelerin, doğacak olan çocuğunu nasıl etkileyeceğini düşünmektedir.
MAĞDUR 106
Mağdur X, 1960 yılında Maraş / Pazarcık'ta doğmuş Kürt kökenli bir kadındır. Kürt kimliğine daima sahip çıkan bir ailenin kızıdır. Mağdur, yaşamının tümünü Pazarcık’ta geçirmiştir. 20-25 yıl öncesinden bu yana yurt dışına en çok mülteci gönderen yerlerden birisi Pazarcık’tır. Öyle ki Pazarcık’ta neredeyse hiç genç erkek yoktur. Yaşlı erkekler ile yaşlı kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır Pazarcık nüfusunu.
Genç Pazarcıklı kadınların çoğunun ideali bir an önce yurt dışında bulunan eşlerinin yanına gitmektir. Ancak eşlerin iltica talepleri kabul edilmiş değilse daima geri gönderilme tehlikesi vardır. İşte Mağdur X’in yirmi yıllık eşi de on yıl önce iltica etmek üzere İsviçre’ye yerleşmiştir.
Aslında mağdur evliliğinden de bir şey anlamamıştır. Eşi ile ancak bir iki yıl bir arada kalabilmiştir. İki oğlu vardır. Bunlardan birisi bebekken geçirdiği havale nedeniyle beyinsel özürlüdür. Kocası evliliklerinin ilk yıllarında evinde bir kişiyi barındırdığı gerekçesi ile aranmaya başlamıştır. Yıllarca kaçak dolaşan koca, bu süre içinde eve uğrayamaz ve mağdurdan ayrı yaşar. Daha sonra yakalanır ve cezaevine konur. Mağdur, çocuklarına hem annelik hem de babalık yapar. Eşi cezaevinden çıktıktan sonra yurt dışına kaçar, ancak iltica talebi henüz kabul edilmiş değildir.
Mağdur X, Pazarcık Jandarma Karakolu'na uzman çavuş olarak atanan Ahmet Çam’ın, kocaları yurt dışında olan kadınlara para karşılığı belge düzenlediğini duyar. Ayrıca Ahmet Çam komşusunun kiracısıdır. Komşusu ile konuşan mağdur bu bilginin doğru olduğunu öğrenir ve Ahmet Çam’a kocasının iltica talebinin kabul edilmesini kolaylaştırıcı bir belge düzenletmeye karar verir.
Ahmet Çam devletin karakolunda 1000 mark karşılığında iltica etmek isteyen kişiler için yine devletin daktilosunu kullanarak sahte belgeler düzenlemektedir. Mağdur da bu belgeye umut bağlar ve karakola gidip gelmeye başlar. Bu arada eşini arar ve durumu anlatır. Aradan bir süre geçer ve Çavuş Ahmet’in tavırlarında bir değişiklik olur. Ahmet belgeyi hazırlar ancak mağdura kendisinden para almayacağını söyler. Mağdurun zorlaması sonucu 200 mark almayı kabul eder. Mağdur belgeyi kocasına yollar. Bu arada Marmara depremi olmuş ve ardından Antep’te 4.5 şiddetinde bir deprem yaşanmıştır. Halk korktuğu için geceleri kapılarını açık bırakır ve dışarıda yatar. Ağustos ayının son günlerinde ya da Eylül ayının ilk günlerinde, gece saat 00.00-01.00 sıralarında mağdurun çocukları uyumuşken eve Ahmet Çam gelir. Silahını mağdurun başına dayar ve onu arka odaya götürür. Mağdur çok korkar, yalvarır ancak başkaları duyacak diye bağıramaz, Ahmet’in ayaklarına kapanır. “Biz sana güvendik, devletin askerisin, ne olur yapma.” Ahmet dinlemez ve mağdurun elbiselerini yırtar. Yine silahını mağdurun başına dayar ve ona tecavüz eder. Bu arada mağduru sürekli tehdit eder. “Sen HADEP’e gidiyorsun, Kürt'sün, ben Kürtlerden nefret ederim.” biçiminde sözler söyler. Ve devamla “Bunu birisine anlatırsan seni ya PKK’li diyerek ya da evine esrar koyarak yakalatırım.” diye tehditlerde bulunur.
Mağdur çok korkar, ancak yaşadığı büyük korku nedeniyle önce kimseye anlatamaz. Bir süre sonra kocasına anlatmaya karar verir. Kocası politik bir insandır ve mağduru anlayış ile karşılar. Bölgede örnekleri çok olduğundan durumu anlar ve eşine mücadele etmeyi önerir. Sonunda İHD Antep Şubesi'ni arayarak, eşinin yaşadıklarını anlatır. İHD’liler mağdur ile görüşmeye giderler ancak mağdur olayı yeterince açıklamaz. İHD Antep Şube Başkanı, projemizi arayarak ilgilenilmesini ister.
Projemiz avukatları mağdur ile Pazarcık’ta görüşür. Mağdur olayı en ince ayrıntısına kadar anlatır. Anlatırken kriz geçirir. Bu arada evi arayan eşi, telefonda projeden yardım ister. Ancak mağdur haklı olarak, “Ben Pazarcık’ta yaşarken hiçbir şey yapamam, herkes bana kötü gözle bakar.” der. Ayrıca Ahmet Çam’ın tecavüz ettiği tek kadının kendisi olmadığını, başka kadınlara da tecavüz ettiğini ve onların susmak zorunda kaldıklarını hatta bir ara, Ahmet Çam’ın telefonda kendilerini tehdit eden sesini teybe alıp karakola verdiğini ancak karakolun da hiçbir şey yapmadığını anlatır. Mağdurun ne devlete ne de kendi insanlarına bir güveni yoktur. Psikolojik açıdan çok kötü durumdadır. Şu anda istediği tek şey tedavi olmaktır. Ayrıca eğer İstanbul’a gelebilirse, orada suç duyurusunda da bulunmak istediğini ve sonra da yurt dışına gitmek isteğini söylemektedir.
Mağdur aslında Uzman Çavuş Ahmet’ten yasal yollardan ve sonuna kadar hesap sorma kararlılığındadır. Ancak bunu Pazarcık’ta yapamayacağını belirtmektedir. En yakın zamanda İstanbul’a gelmeye karar verdiğini ve eşinin de bunu desteklediğini söylemektedir. (Pazarcık Kasım 1999)
MAĞDUR 8
Mağdur X, 1970 yılında Diyarbakır’da doğmuş Kürt bir kadındır. Halen Gebze Kapalı Cezaevi'nde tutuklu olarak bulunmaktadır.
Mağdur X, 1996 yılının Aralık ayında, o zaman 2.5 yaşında olan A. isimli oğlu ile birlikte gözaltına alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürülür. Burada anne ve oğul 15 gün gözaltında tutulurlar. Gözaltında bulundukları süre içinde, Terörle Mücadele resmi görevlilerinin bir dizi insanlık dışı uygulamalarına maruz kalırlar.
Anne X, siyasi faaliyetlerde bulunduğu ve eşinin gerilla olduğu yolunda ayrıntılı bir sorguya tabi tutulur. Erkek polisler tarafından çırılçıplak soyulur ve vücudunun tüm bölgelerine dokunularak cinsel tacize maruz bırakılır. Çırılçıplak halde kollarından askıya alınır ve bu sırada yine cinsel tacize maruz kalır. Polis, mağdura makattan ve vajinadan copla cinsel tacizde bulunur. Bu arada mağdur, cop ile tecavüz edileceği yolunda da tehdit edilir. Yine çırılçıplak olan mağduru yere yatıran görevli polisler, kendisine tecavüz edeceklerini söylerler ve buna yönelik davranışlarda bulunurlar.
Tüm aşamalarda annelik duyguları kendisine karşı kullanılır. Mağdur X’ten ayrıntılı ifadeler almak ve suç isnatlarını kabul ettirmek için, bizzat yanında olmak üzere, oğlunun parmak uçlarından elektrik şoku uygulanır. Yerde çırılçıplak yatan mağdur annenin üzerine oğlu çırılçıplak yatırılarak annesine cinsel tacizde bulunmaya zorlanır. Görevli polisler küçük A’ya, “Haydi anneni ... yap” diyerek son derece insanlık dışı sözler ve davranışlar sergilerler. Yine annenin yanında küçük A’nın ellerinde ve sırtında sigara söndürülür. Tüm bu uygulamalar sırasında anne ve oğul birbirlerinin canhıraş haykırışlarına tanık olurlar.
Görevli polisler gözaltının 14. gününde gece yarısı küçük A’yı annenin yanından alırlar ve “Onu bir daha göremeyeceksin, çünkü öldüreceğiz.” derler. Oğlunun nereye götürüldüğünü bilmeyen mağdur, derin bir acı içinde kalır. Ertesi gün anne X, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Hazırlık Savcılığı ve Yargıçlığı huzuruna çıkartılır ve tutuklanarak Gebze Cezaevi'ne götürülür.
Oğlunun nerede olduğuna ve akıbetine ilişkin hiçbir bilgisi bulunmayan acılı anne, bu tarihlerde Avukat Eren Keskin’e haber göndererek görüşmek istediğini bildirir. Avukat Eren Keskin tarafından gerek Savcılık gerekse Emniyet Müdürlüğü nezdinde yapılan görüşmeler neticesinde, uzunca bir süre A’nın nerede olduğu konusunda bilgi edinilemez. Neticede dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Atilla Çınar ile yapılan telefon görüşmesinde “A’yı Çocuk Esirgeme Kurumu'na verdik, terörist annesinin yanında mı kalsaydı.” denir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Ali Yılmaz nezdinde yapılan girişimlerden sonra yaklaşık 3 haftalık bir uğraşı neticesinde A, İstanbul Bahçelievler Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan alınarak Gebze Cezaevi'nde bulunan annesinin yanına götürülür.
Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, Çocuk Esirgeme Kurumu'nda A ile ilgilenen görevliler, durumunun nasıl olduğu sorulduğunda, “Buraya getirileli 2.5 ay oluyor, tek kelime konuşmadı, ilk haftalarda ise neredeyse tümden tepkisizdi.” biçiminde yanıtlar verdiler. Gerek Türk Tabipler Birliği İstanbul Tabip Odası gerekse Türkiye İnsan Hakları Vakfı hekimleri tarafından yapılan ayrıntılı ve periyodik muayeneler sonucunda hazırlanan raporlarla da yukarıda belirttiğimiz işkence uygulamaları kanıtlanmıştır.
İşkence ve cinsel şiddet yakınmaları için, mağdur kendisi ve oğlu adına suç duyurusunda bulunulması ve davasının takibi için projemize başvurmuştur. Görevli fail polisler aleyhine projemiz tarafından 30.09.1997 tarihinde yapılan suç duyurusu sonunda, dosyada yer alan ve İstanbul Tabip Odası tarafından düzenlenmiş olan, A'nın üzerinde tespit edilen tüm fiziki ve psikolojik bulguları içeren ayrıntılı rapora rağmen Fatih Cumhuriyet Savcılığı tarafından, 01.07.1998 tarihinde takipsizlik kararı verilmiştir. Bu karara yaptığımız itiraz üzerine, 02.09.1998 tarihinde Beyoğlu (1) Ağır Ceza Mahkemesi rapora dayanarak soruşturmanın genişletilmesi yönünde karar vermiştir. 21.04.1998'de müvekkil X adına yapılan suç duyurusu ise herhangi bir gelişme göstermemiştir.
Hukuki süreç halen devam etmektedir.
MAĞDURLAR 41 ve 42
X. ve Y yoksul ve Çingene kökenli iki aileye mensup13 yaşında iki kız çocuğudurlar. Aileleriyle birlikte İzmir'de oturan bu iki kız çocuğu aynı zamanda akrabadırlar.
Ekonomik nedenlerle okuyamayan bu iki arkadaş, 8.1.1998 tarihinde ailelerinden izin alarak Manisa'daki teyzelerini görmeye giderler. Manisa'daki teyzelerinin yanına gittikten sonra iki arkadaş birlikte pazara çıkarlar, amaçları oyuncak bebek almaktır. Pazardan beğendikleri oyuncak bebekleri aldıktan sonra yaklaşık saat 17.00'de yanlarına yaklaşan iki adam, ağızlarını kapatarak onları yerlerde sürükleyerek götürmeye başlar. X ve Y, "Siz kimsiniz, bizi nereye götürüyorsunuz, biz bırakın teyzemize gideceğiz." diye bağırırlar. Kendilerini sürükleyen kişiler onlara, "Merak etmeyin, biz sizi çok beğeneceğiniz bir yere götüreceğiz." diye cevap verirler. Bir süre sonra mağdurlar, üzerinde MANİSA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ yazılı bir binadan içeri sokulduklarını görürler.
Onları pazaryerinden sürükleyerek götürenler polistir. İçeri sokulur sokulmaz polisler onları soymaya başlar. Çocuklar gözleri açık olduğu için kendilerini soyan polisleri tanırlar. İki kız çocuğunu zorla çırılçıplak soyan polis memurları onların göğüslerine ve cinsel organlarına cop sürmeye başlarlar. Daha sonra elle tacizde bulunmaya başlayan polisler, bir yandan parmaklarını kız çocuklarının cinsel organlarına sokarken, diğer yandan da "taş gibi memelerin var" diyerek, elleriyle göğüslerini sıkmaya başlarlar.
Polisler kendilerine direnen iki çocuğa, "Burası Manisa, başka yere benzemez. Biz daha önce burada öğrencilerin götüne cop soktuk." diyerek onları korkutmaya çalışırlar.
Henüz çocuk yaşta olan X'in aklı, polislerin elinden aldıkları oyuncak bebektedir. Polislerden oyuncak bebeğinin kendisine verilmesini ister. Polislerden biri, "Şimdi sana gerçek bebek vereceğiz, buraya kız geldiniz kadın gideceksiniz." diye cevap verir.
X ve Y akşama doğru nezarete konulurlar. Sabaha kadar kaldıkları nezarethanede birçok polis kendilerine elle ve sözle tacizde bulunur. Bu arada, bir daha buraya gelirlerse kendilerine tecavüz edileceği söylenerek tehdit edilirler.
X ve Y gözaltında bulundukları sırada kendileriyle birlikte gözaltında bulunan Ö adındaki kadına, çırılçıplak soyulmak suretiyle işkence ve tacizde bulunulduğunu gördüklerini söylemektedirler. Göğüsleri polis tarafından sıkılan Ö'nün göğüslerinden süt geldiğini gördüklerini söylemektedir X ve Y.
Salıverildikten sonra yaşadıkları nedeniyle İzmir Cumhuriyet Savcılığı'na başvuran 13 yaşındaki bu iki kız çocuğunun yaşadığı bu vahim olaylarla ilgili Manisa Emniyet Müdürlüğü’nün yaptığı işlem ise, bu iki çocuğun yankesici olduğu, akşam nezarete alınıp, sabahleyin bırakıldıkları yönündeki açıklamayla sınırlı kalır.
Dosyaları henüz İzmir Savcılığı'ndadır. Soruşturma ile ilgili bir gelişme olmamıştır.
MAĞDUR 51
X, 1965 doğumlu Alman bir kadındır.
Ailesinde eskiden beri belirleyici olan anti-faşist düşünce ve mücadeleden etkilenerek genç yaştan beri halkların özgürlük ve anti-faşist mücadeleleri ile ilgilenmeye başlamıştır. Enternasyonalizm adına Kürtlerin verdikleri mücadele ile de ilgilenip katkıda bulunmaya başlamıştır.
Kendi ifadesine göre 6.10.1997 gününde "Güney Kürdistan, Avaşin Nehri kenarlarında” Türkiye'ye bağlı “Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı"nca gözaltına alınır. Tutulan tutanağa, buna rağmen “Türkiye Cumhuriyeti hudutları"nda gözaltına alındığını geçer.
26.10.1997 tarihinde Van Güvenlik Mahkemesi'ne çıkartılır ve DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine tutuklanarak Muş Cezaevi'ne götürülür. Resmi olarak 15.10.1997 gününde yakalandığı tutanağa geçer.
Gözaltı süresi boyunca değişik jandarma (Hakkari İl Jandarma Komutanlığı) ve istihbarat güçleri tarafından sorgulanarak yoğun psikolojik baskı altına alınır. Bir helikoptere bindirilir ve Diyarbakır’a uçarken, helikopterin kapısı açık bırakılıp “Buradan kimsenin haberi olmadan düşmek ne kadar kolay, senden önce de helikopterden düşenler vardı.” diye tehdit edilir.
24.10.1997 tarihinde zorla Hakkari Devlet Hastanesi’ne götürülür. Burada yanında bulunan yaklaşık 6-7 jandarma tarafından zor ve şiddet kullanılarak tüm direnişine rağmen çırılçıplak soyulur ve odada bulunan erkek doktor tarafından zorla bakirelik kontrolünden geçirilir. Bu muayene boyunca çırılçıplaktır ve vücudu orada bulunan jandarmalar tarafından tutulur.
Böyle bir muayene, açıktır ki bir cinsel işkence yöntemidir. Bir Alman kadına bile bunu yaptıklarına göre bölgedeki kadınlara ve TC vatandaşı olan diğer kadınlara başka neler yapabileceklerini tahmin etmek pek de zor değil. Zaten Muş Cezaevi'nden gelen bir açıklamada, tutuklu ve hükümlülerin, “Hastanedeki muayeneler sırasında jandarmalar odada kalırlar. Bu, bayan tutuklu ve hükümlüler için de geçerlidir... Cezaevine yeni gelen kadın tutuklular otomatikman, zorla bakirelik kontrolünden geçiriliyorlar...” beyanı vardır.
En azından bu tür cinsel işkence yönteminin tüm kadınlara uygulandığı, mahkemede şikâyette bulunulduğunda DGM savcısı tarafından 23.7.1998 tarihindeki duruşmada verilen ve tutanağa geçen açıklama ile de doğrulanıyor:
“...kızlık muayenesine gelince genelde bayan teröristlerin yakalandığında ırzına geçildiğinden bahisle şikâyetçi oldukları gözlenmektedir, güvenlik güçlerinin bu yöndeki muayene sebebinin bu sebebe dayandığını düşünmekteyiz, bu açıdan suç duyurusunda bulunmaya gerek yok.”
Proje çalışmalarımız sırasında devlet güçleri tarafından uygulanan tecavüz olgusunun münferit bir olay olmadığı fakat çoğu kadının değişik nedenlerden dolayı bunu açıklamaktan çekindiği çok açık ortaya çıkmıştır.
Yukarıda belirtilen mantık bir başka ifade ile şu anlama geliyor: Kadınlara, tecavüze uğradıklarını dile getirebilirler diye ayrıca zor ve şiddet kullanarak bakirelik kontrolü şeklinde cinsel işkence yapmak meşru ve haklıdır. O yüzden, yasada işkence yasak olmasına rağmen, bu yasak devlet tarafından “bayan terörist” olarak adlandırılan kadınlar için geçerli değildir. Bu mantık resmen işkencecileri teşvik ediyor ve böylece ayrıca bir suç unsuru teşkil ediyor.
Bu mantığa şiddetle karşı çıkıyoruz ve sorumluların cezalandırılması gerektiğini sonuna kadar savunacağız.
EK:
Yapılan kızlık muayenesi 24.10. ve 26.10.1997 tarihli, imzası okunamayan Hakkari Devlet Hastanesi’nin raporları ile belgelendi.
6.10.1998 tarihinde yazılı olarak Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmek üzere Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na kamu davası açılması talebi ile suç duyurusunda bulunuldu.
17.9.1998 tarihinde Van DGM’si 1997/284 Esas ve 1998/ 218 No’lu kararı ile X hakkında 15 sene mahkumiyet kararı verdi.
Temyiz dilekçesi üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesi, verilen bu kararı 10.3.1999 tarihinde onadı.
Bizim suç duyurumuza ilişkin henüz hiçbir gelişme olmadığından şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılacak olan başvuru hazırlanmaktadır.(Mart 1999)
MAĞDUR 61
Mağdur X, 1975 Almanya doğumlu bir kadındır. Kürt kökenli olan mağdur, Erzincan / Çayırlı nüfusuna kayıtlıdır.
Mağdur X, 18 Mayıs 1998 tarihinde gözaltına alınır. 22 Mayıs 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı ve Nöbetçi Yargıçlığı huzuruna çıkarılır. Tutuklanarak İstanbul Ümraniye E Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürülür. Halen tutuklu yargılanmak üzere cezaevinde bulunmaktadır.
Gözaltında 5 gün kalan mağdur, bu sürenin tamamı boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde tutulur. Gözaltı süresi boyunca kaba dayak başta olmak üzere bir dizi işkence yöntemlerine maruz bırakılan mağdur, uygulanan tüm işkence yöntemlerinin özellikle cinsel organlarını ve cinsel duyarlılığını ve bir bütün olarak kadın kimliğini hedef aldığını ifade etmektedir.
Mağdur defalarca saçlarından tutulmak suretiyle sürüklendiğini, elle cinsel tacize uğradığını, ağza alınamayacak küfürler ile aşağılandığını ve taciz edildiğini, "sana tecavüz edeceğiz" denilerek kendisinin tecavüz ile tehdit edildiğini anlatmaktadır.
Tüm bu yaşadıklarından etkilenen mağdurun isteği doğrultusunda, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur.
|